Parçadan Bütüne Bakabilmek...
İnsan, bu dünya hayatında olaylara çoğunlukla parçadan bakar. İçinde bulunduğu hâlin darlığıyla, yaşadığı duygunun ağırlığıyla, zihininin sınırlı perspektifiyle değerlendirir. Bu yüzden yaşanan pek çok şeyi kusur, eksiklik, yanlışlık, düzensizlik ya da “yolunda gitmeyen bir şey” olarak algılar... Başımıza gelen olayları, karşımıza çıkan insanları, yaşadığımız kırılmaları ve sarsıntıları çoğu zaman hata gibi okuruz. Oysa asıl soru şudur: "Bizim kusur diye adlandırdığımız şeyler, gerçekten kusur mudur?!..."
Yoksa Âlemlerin Yaratıcısı'nın, Allah sisteminin içinde, bizim için takdir edilmiş; karşılaşmamız, deneyimlememiz, yaşamamız ve olgunlaşmamız için önümüze konmuş hâller midir? Parçadan bakan insan için düzensiz görünen şey, bütüne hâkim olan Hakîm için acaba hâlâ düzensiz midir? Bütünü yaratan, bütünü kuşatan ve bütünün her türlü ilmine sahip olan, var ettiği bir şeyi kusurlu, eksik ya da hatalı yaratmış olabilir mi?
Hakikat şudur ki yaratan ve yaşatan, var ettiği her şeyi muazzam bir dengeyle, hatasız ve kusursuz bir nizam içinde yaratmıştır. Kusur dediğimiz şey çoğu zaman yaratımda değil, bizim algımızdadır. İçinde bulunduğumuz hâlin darlığı, duygularımızın yoğunluğu, zihnimizin çoğu zaman ukalalığı, aceleciliği ve sabırsızlığı; bize hakikati eksik gösterir. O ân için can yakan, zorlayan, sarsan bir olay, bulunduğumuz noktadan bakıldığında kusur gibi görünür. Ancak zaman geçip bilinç olgunlaştığında, o hâlin içinden çıktığımızda geriye dönüp baktığımızda fark ederiz ki; o yaşanan ne bir hata ne de bir eksiklik tir. Hatta çoğunlukla şükrettiğimiz bir hâle dönüşmüştür.
Beş ya da on yıl sonra dönüp baktığımızda, bir zamanlar “yanlış” dediğimiz şeyin bizi büyüten, olgunlaştıran, yolumuzu açan ve bütünlüğü sağlayan temel bir halka olduğunu görürüz. O hâl, tam da eksiklik gibi görünen yerden bütünü tamamlayan bir işlev görmüştür. İşleyişi hızlandırmış, yönü belirlemiş, bizi biz yapan süreci başlatmıştır.
Buradan anlarız ki biz hâkim değiliz. Ne olaylara, ne zamana, ne de bütüne hâkimiz. Hâkim olan yalnızca Allah’tır. Bizim payımıza düşen, yargılamak ve hüküm vermek değil; teslimiyetle idrak etmektir. Yargıdan uzak, karardan arınmış, akışta bir teslimiyet hâliyle yaşamak; “ne olursa O'ndandır...”, “olan her şeyde hayır vardır”, “O bizim için hayırdan başka bir şey dilemez!” bilinciyle yürümek, hayatı ağırlaştırmaz aksine kolaylaştırır.
Bu hâl, egodan kaynaklı “ben bilinci”nin çözülmesine; benliğin şehadetle erimesine vesile olur. İnsan, kontrol etme çabasını bıraktıkça huzura yaklaşır. Çünkü teslimiyet, edilgenlik değil; hakikati doğru yerden okumaktır.
Bu yüzden kendimizi biraz daha güzel terbiye etmeye davetliyiz her ân...; olaylara sadece yaşadığımız ânın dar penceresinden değil; bütünü gözeten bir bilinçle bakmayı öğrenmeye… Kusur sandığımız şeyleri hemen etiketlemek yerine, “bu bana ne öğretmek için geldi? Bunun hikmetini nasıl anlamalıyım?!... ” sorusunu sormaya… Hakk'ikati, bu derinlikten anlamaya ve yaşamlarımızı bu idrakle düzenlemeye gayret göstermeliyiz…
Çünkü çoğu zaman kusur sandığımız şey, bizi hakk'ikate götüren en doğru yoldur... Hatırla.
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
...
..
.


YORUMLAR