Kendini lâyık görmek, hakikate açılan kapının eşiğidir. İnsan “yüce olana” talip olmayı kibir sanır; çünkü ona yıllarca “küçük ve mütevazı ol, sesini kıs, fazlasını isteme, kanaatkâr ol…” denmiştir. Bu öğreti tevazu değil, ruhu daraltan ve sıkan bir kelepçedir. Hakikî tevazu, kendini yok saymak değil; Allah’ın insana yüklediği emaneti ve üflediği nefesi fark etmektir.
Emanet ağırdır; ağır olan da elbette küçük bir kaba konmaz. İnsan kendini lâyık görmediği zaman sormaktan korkar; sorgulamayı haddini aşmak ve inancından çıkmak sanır. Böylece hakikatin davetine yalnızca sırtını dönmekle kalmaz, göğsünü ve gönlünü de küçültmüş olur.
Sorgulayamamak, merakın değil cesaretin ölmesidir esasında. Soru, aklın isyanı değil; kalbin yeniden yeniden dirilişidir. Güzele ve yüce olana lâyık olmadığını sanan insan, içindeki arama motorunu kapatır; hakikat oradayken dahi göremez. Çünkü ona “soru sormak büyüklük, ego, kibir iddiasıdır” diye öğretilmiştir. Oysa hakikatin peşinde olanın ilk alâmeti, çok sorması ve aramasıdır.
“Lâyık görme” duygusu kök saldığında soru dalları uzar; dallar uzadığında çiçeğe durur ve meyveye yaklaşır. Ruhunun genişliğine inanmayan insan, göğe bakmaktan değil; göğe yürümekten vazgeçmiştir ne yazık ki…
Allah insanı en güzel surette yaratmış, ona düşünme ve ayırt etme yetisi vermiştir. Bu yeti, kulun içindeki yön ve an pusulasıdır. Kendi değerini küçülten kişi, pusulanın iğnesini de köreltir ve bozar. Dengeyi yitirmiş bir tevazu, kulun kendini sıfırlamasıyla sonuçlanır; oysa tevhid, kulun kendini değil yalnızca Rabbini merkeze almasıdır. İnsan “Ben buna lâyık değilim!” dediğinde, Allah’ın “Seni muhatap aldım!” hitabını da pek tabii duyamaz olur. Bu yüzden derinleşme; önce haddini bilmekle değil, haddinin nereden geldiğini bilmekle ve idrak etmekle başlar.
Kur’an bu hakikati çok net koyar:
“Andolsun, biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tîn, 4)
Bu ayet, insanın muazzam ve muhteşem olana talip olmasının meşruiyetini verir. Çünkü güzelliğin kaynağı kulun egosu değil, Yaratıcı’nın takdiri ve kudretidir. Lâyık görme; kendi nefsini yüceltmek hiç değildir. Allah’ın yücelttiği varlığı küçültmemek, hakir görmemek; kadir, kıymet ve değer bilme edebidir. Soru sormak, sorgulamak ve hakikate yürümek; haddini aşmak değil, haddini Allah’ın çizdiği yerden başlatmaktır.
İnsan, kendini bu emanete lâyık gördüğünde hakikate doğru bir adım değil; ciddi bir sıçrayış başlar. Emin ol ve ne olduğunu hatırla!
Yolumuz her daim sevgide buluşsun ve selâm olsun canlar…
Perihan Taşdemir


YORUMLAR