Soru çok basit gibi görünür ama cevabı insanın bütün hayatını kapsayacak kadar derindir... Sevgi elbette her ilişkinin başlangıç noktasıdır. İlk bağ oradan kurulur, ilk kapı oradan açılır. Sevgi yoksa zaten ilişki diye bir şeyden de ilişkiye niyetten de söz edemeyiz. Ancak şunu da dürüstçe kabul etmek gerekir: Sevgi, tek başına hiçbir ilişkiyi ayakta tutmaya ve sürdürmeye yetmez. Sevgi bir tohumdur ama toprak yoksa, su yoksa, emek yoksa filizlenmez... İlişkilerde de sevgi varsa başlar ama bilgi, ilgi, güven ve sorumluluk yoksa devam edemez.
Çünkü ilgi olmayan hiçbir bağ yaşayamaz. İlgisizlik, karşı tarafa “önemsizim, değersizim, görülmüyorum, arzulanmıyorum” duygusunu yaşatır. Bu duygu bir kez yerleşti mi sevgi bile anlamını yitirir. Ardından güven sarsılır, saygı azalır, hoşgörü daralır. Oysa sağlıklı bir ilişki sadece sevilmek değil; anlaşılmak, kendi olmak, korunmak, gözetilmek ve sorumlulukla taşınmaktır. Güven, sadakat, vefa, şefkat, rol paylaşımı, sorumluluk ve saygı… Bunlar sevginin üstüne inşa edilmesi gereken temel sütunlardır. Biri eksildiğinde yapı sallanır, birkaçı kesildiğinde ise yıkım başlar maalesef.
İlginç olan şu ki, birçok ilişki sevgi devam ettiği hâlde biter. Çünkü insanlar birbirlerine “ait veya sahip” gibi davranmaya başlar. Oysa en sağlıklı bakış şudur: Karşındaki sana ait değil sahip de, sadece sana emanet. Hem bu dünyada kaybetme ihtimaliyle hem de bu dünyadan göç etme ihtimaliyle sevilmesi gereken bir emanet. “O benim” bilinci yerine “O bana Rabb’imin emanetidir...” bilinciyle kurulan ilişkilerde sahiplenme değil, sorumluluk doğar, kontrol değil, özen gelişir, korku değil, şefkat büyür.
Aslında meselenin kalbi tam da burada atar: Yaratıcıyla kurulan bağ. İnsan Yaratıcıya ne kadar teslim olursa, hayatta o kadar sakin, esnek, anlayışlı ve huzurlu olur. Her şeyi kendi planlamak, kontrol etmek, garantiye almak zorunda hissetmez.
Zira bilir ki ol'acak olan olur ve ol'anda da hayır vardır. Ama Yaratıcıyla bağı zayıf olan insan, dünyadaki her ilişkiyi de aşırı bir yükle ve baskıyla taşır. Beklentisi artar, kaygısı büyür, baskısı yoğunlaşır ve hayal kırıklığı çoğalır. Başardığında mutlu olur, başaramadığında ise dünyası başına çöker. Bu iç dengesizlik önce kişinin kendisiyle bağını bozar, sonra ilişkilerine sirayet eder. İçeride fırtına varsa dışarıda da fırtına olur, sakın güllük gülistanlık bir hâl bekleme!....
O yüzden belki de kendimize en dürüst soru şudur: Biz kimiz, biz nasılız? Çünkü biz neysek ve nasılsak, hayatımıza çektiğimiz de odur. Frekansımız neyse, karşımıza gelen de o frekanstır. Daha sağlıklı ilişkiler istiyorsak önce kendimizle ve Rabbimizle olan ilişkimizi iyileştirmemiz gerekir.
Daha huzurlu ve sürdürülebilir bir sevgi istiyorsak önce Yaratıcıyla olan bağımızı derinleştirmemiz gerekir. Sevgi tek başına yetmez ama doğru bir teslimiyetin içinde sevgi, her şeyin merkezine dönüşür. Ve insan en çok orada, gerçekten sevmeyi öğrenir. Hatırla ve öz'üne dön, parılda...
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
...
..
.




YORUMLAR