Reklam
Sessizliğin Nefesi...
Perihan Taşdemir Taylı

Perihan Taşdemir Taylı

Sessizliğin Nefesi...

02 Mart 2026 - 11:42

Bazen içimde bir laboratuvar kuruyorum. Duygularımı masaya yatırıyorum, düşüncelerimi tek tek mikroskopla inceliyorum. “Bu gerçekten bana mı ait, yoksa zihnimin ürettiği bir senaryo mu?...” diye soruyorum. Yıllardır hem kendimde hem danışanlarımda gördüğüm o hakk'ikat şu ki:
İnsan çoğu zaman yaşadığını sandığı şeyleri değil, zihininin yorumladığı hikâyeleri yaşıyor. Ve o hikâyeler o kadar güçlü ki, hakk'ikatin kendisiymiş gibi savunuluyor. Oysa biraz derine inildiğinde, bütün o fırtınaların zihinin dalgaları hatta hileleri olduğu görülüyor.

Akılın derinliğine gerçekten inildiğinde insan şunu fark etmeye başlar: Duygu ve düşünceler sandığımız kadar mutlak değildir. Zihin üretir, yorumlar, anlam yükler. Aynı olaya iki insanın iki ayrı gerçeklik inşa etmesi bunun en net göstergesidir. Demek ki zihinin kurduğu dünya, hakk'ikatin kendisi değil; onun yorumu, onun gölgesidir. Bu idrak insanı inkâra ve/ya isyana değil, uyanıklığa ve aydınlanmaya çağırır. Çünkü hakk'ikat, zihinin gürültüsünden çok daha geniştir.

Sessizlik burada bir kaçış değil, bir arınma alanıdır. Yeterince içe çekilip sağlıklı nefesle kalabildiğinde ve nefese yoğunlaştığında düşünceler yavaşlar. Zihin dalgaları duruldukça alttaki derin sükûnet görünür olur. İşte o noktada insan, “ben” sandığı yapının ne kadar geçici olduğunu da sezer. Kimlikler, roller, hikâyeler… Hepsi bir bilinç perdesi gibidir. Perde aralandığında ruhun genişliği hissedilir. Bu hâl yok oluş değil; sınırlı benlik algısını giderek gevşemesidir.

Teslimiyet tam da burada başlar. Teslimiyet edilgenlik değildir. Kontrol yanılsamasını bırakmaktır. Nefisin, egonun, korkunun sürekli yorum yapan zihinini yumuşatmak; her düşünceye inanmak yerine onu izleyebilmek ve bir gözlemci olmak… Vesvese dediğimiz o iç ses de çoğu zaman kontrolsüz zihinin yankısıdır. Onu bastırmak yerine fark etmek ve geçip gitmesine izin vermek gerekir. Çünkü güç ve enerji verdiğin her düşünce büyür, izlediğin düşünce sakinler ve söner.

Nefes bu yolculuğun ilk anahtarıdır. Her bilinçli nefes, insanı ana getirir. Her sükût anı, ruhun sonsuzluğuna küçük bir pencere açar. O pencereden bakınca âlemin ağırlığı hafifler. İnsan kendini merkez sanmaktan vazgeçer; varoluşun büyük akışı içinde bir emanet olduğunu hisseder. Bu hâl korkutucu değil, huzur vericidir. Çünkü hakk'ikî sükûnet, zihinin sustuğu yerde başlar. Gürültü azaldıkça hakk'ikat daha da berrak görünür...

Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...

Peri'han Taşdemir... 

YORUMLAR

  • 0 Yorum