Bir ilişkide “Kim daha çok sever?” diye sorar insan. Sorar da, aslında sorduğu şu olur çoğu zaman: Kim daha çok katlanır, kim daha çok taşır, kim daha çok bekler, sabreder… Oysa sevgi bir duygu değil sadece. Bir davranıştır çoğunlukla. Bir seçimdir. Her sabah yeniden yapılan sessiz bir sözleşmedir. Sevmek; arzu etmektir, yakınlık kurmaktır, dokunmak ve bir olmaktır ama ondan önce seçmektir. Ve işte tam burada, kadınla erkeğin kalbi aynı ritimde atmaz. Aynı kelimeyi söyler belki ama aynı anlamı taşımaz zira ikisi bambaşka yapılarda ve bakış açısındadırlar.
Kadın için arzu, aradaki bağdan doğar. Seçilmekten, görülmekten, değerli hissetmekten ve ilgiden... Kadın sevilmediğini hissettiğinde bedeni değil, kalbi soğur önce. Dokunulsa da kopar, konuşulsa da gider. Çünkü kadın fiziksel olarak değil, duygusal ve zihinsel olarak terk eder. Ve kadın istemeyi bıraktığında, ilişki çoktan bitmiştir; fark edilmez sadece. Bir süre daha birlikteymiş gibi yaşanır ancak aslında artık kimse kimseye ait değildir o yuvada.
Kadın daha çok severse… yürür ilişki.
Kadın daha çok severse ne olur? Daha çok tolere eder, daha uzun bekler, daha çok taşır, daha çok susar ve daha çok sabreder. Ama ilişkiyi kurtarmaz bunlar. Cinselliği kalıcı kılmaz aksine bitirir. Uzun vadede kadını çok yorar. Çünkü sevgi burada akış değil, gittikçe ağırlaşan bir yük olur. Kadın sevmeyi ilişkiyi ayakta tutmak sanmaya başladığında, kendi arzusu bastırılır sürekli. Kendini kanıtlamak zorunda kalır; seçilmek için çabalar. Ve sevgi, ilahî bir bağ olmaktan çıkar, bir performansa ve daha kötüsü alışkanlığa dönüşür...
Ama erkek daha çok severse… başka bir şey olur. Erkek seçmeyi ve arzulamayı bırakmaz. “O zaten benim.” rehavetine girmez. Evlilikten sonra bile sürdürür ilgisini ve samimiyetini. Küçük jestleri ihmal etmez. Duygusal olarak ulaşılabilir ve iletişim kurulabilir olur. Kadını sadece “eş” değil, hâlâ arzulanan bir kadın olarak görür. Yani sevgi burada bir duygu değil, emek yatırımı olur; sessiz ama istikrarlı ve göze sokmadan ama bırakmadan...
Ama erkek daha çok severse… uzun sürer.
Gottman’ın araştırmaları da bunu fısıldar aslında: İlişkileri bitiren büyük kavgalar değildir. Küçük ve sürekli ilgisizliklerdir. Göz devirmeler, alaylar, duyguya geç cevaplar, “sonra konuşuruz”lar, iletişimden kaçınmalar, suistimaller ve belirsizlikler. Ve bu kopuşu genelde ilk fark eden de kadındır. Bu yüzden boşanmaların çoğu kadın tarafından başlatılır. Çünkü kadın sevgisizlikten değil, seçilmemişlikten ve ilgisizlikten kopar. Çünkü sezgisel ve duygusal zekası erkeğe göre çok daha güçlü olduğundan, gidişatı iliklerinde inceden inceye hisseder.
Kadın daha çok severse ilişki yürüyebilir...
Ama erkek daha çok severse ilişki çok daha uzun sürer...
Neden mi? Çünkü kadının temel ihtiyacı sevilmektir. Erkeğin temel ihtiyacı anlaşılmaktır. Kadın zaten bağ kurmaya ve çoğalmaya daha yatkındır. Duygusal yükü taşımaya, sevgiyi büyütmeye, varetmeye, ilişkiyi korumaya, yeniden oluşturmaya. Kadının “daha çok sevmesi” çoğu zaman zaten doğasında olanı biraz daha fazla yapmasıdır sadece. Ama erkeğin daha çok sevmesi, sistemin dengesini değiştirir. Kadını güvende, saygın, özel ve seçilmiş hissettirir. Kendini kanıtlama ve arayış ihtiyacını bitirir. Arzunun doğal kalmasını ve sürdürülebilir olmasını sağlar.
Ve işte en dayanıklı model burada doğar:
Erkek daha aktif yatırımcıdır.
Kadın daha güvende ve daha açıktır.
Erkek seçmeyi bırakmaz.
Kadın istemeyi bırakmaz.
Kadın daha çok severse… yürür ilişki.
Ama erkek daha çok severse… uzun sürer.
Gerçek sevgi sorgulatmaz, tüketmez bilâkis güvende hissettirir ve çoğaltır...
Vel hasılı kelam değerli arkadaşlar... Sevgi ve sorumluluk eşit hissedilmek zorunda değildir ama eşit taşınmak ve paylaşılmak zorundadır. Bir taraf hep daha çok tutarsa, diğer taraf zamanla düşer. Bir taraf hep daha çok isterse, diğer taraf yavaşça vazgeçer. Ama biri sevmeyi bırakmaz, diğeri istemeyi bırakmazsa… işte orada sadece ilişki değil, hayat devam eder. Çünkü aşk, iki kişinin birbirine tutunması değil; her gün yeniden birbirini seçmesidir.
Sessizce. Sevgiyle. Israrla. Şefkatle. İlgiyle. Ve sağlıklı ve sağlam bir iletişimle, hatırla!...
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
...
..
.


YORUMLAR