Reklam
Eğitim Yönetiminde Liyakat mı, İdari Tasarruf mu?
Vehbi UZUNDAĞ

Vehbi UZUNDAĞ

Eğitim Yönetiminde Liyakat mı, İdari Tasarruf mu?

09 Şubat 2026 - 15:12

30 Ocak tarihinde yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumlarına Yönetici Seçme ve Görevlendirme Yönetmeliği, eğitim yönetimi alanında uzun süredir tartışılan liyakat, alan uzmanlığı, yönetsel istikrar ve sendikal haklar sorunlarını çözmekten ziyade daha da derinleştiren bir düzenleme olarak karşımıza çıkıyor.

Biçimsel olarak yönetici yetiştirme ve görevlendirme süreçlerini düzenlemeyi amaçlayan bu metin, içerdiği hükümler itibarıyla eğitimin bilimsel niteliğini ve kurumsal rasyonelliğini zayıflatma riski taşıyor.

Yönetmelikte anaokullarına, okul öncesi eğitimin doğasıyla örtüşmeyen branşlardan okul yöneticisi atanabilmesine imkân tanınması dikkat çekici başlıklardan biri. Erken çocukluk eğitimi; gelişimsel hassasiyetlere, pedagojik derinliğe ve özgün bir uzmanlığa dayanan bir alanken, bu alanla doğrudan ilişkisi olmayan branşlardan yöneticilerin görevlendirilmesi, eğitimin niteliğini ikincil plana iten bir yaklaşımı yansıtıyor.

Benzer şekilde, yeterli aday bulunmaması hâlinde diğer alan öğretmenleri arasından yapılacak görevlendirmelerde BİLSEM, RAM ve özel eğitim kurumlarının kapsam dışı bırakılması, bu kurumların yönetsel açıdan ikincil bir konuma itildiğini gösteriyor. Oysa bu yapılar, eğitim sisteminin hem en kırılgan hem de en nitelikli hizmet alanlarına hitap eden stratejik kurumlardır.

Bu kurumların yönetsel açıdan zayıflatılması, doğrudan hizmet sundukları öğrenci gruplarını da olumsuz etkileme potansiyeli taşımaktadır.
Yönetici yetiştirme programlarının temel eğitim, ortaöğretim ve özel eğitim olmak üzere üç ayrı başlık altında düzenlenmesi, ilk bakışta uzmanlaşmayı hedefleyen bir adım gibi görünse de uygulamada farklı sonuçlar üretmektedir. Bazı branşlar açısından yöneticilerin mesleki gelişimini ve hareketliliğini sınırlayan bu yapı, adaylara yalnızca tek bir program türüne katılma hakkı tanıyarak yöneticiliği dinamik bir meslek alanı olmaktan çıkarıp dar bir stratejik pozisyona indirgemektedir.

Yönetmelikte yer alan ve tek seferde ya da toplamda altı ay aylıksız ayrılanlar ile bir yıldan fazla aylıksız izne ayrılan sendika yöneticilerinin yöneticilik görevlerinin sona erdirilmesini öngören hüküm ise ayrı bir tartışma başlığıdır. Bu düzenleme, sendikal faaliyetlerin dolaylı biçimde cezalandırılması anlamına gelmekte; sendika hak ve özgürlüklerini güvence altına alan anayasal ve uluslararası normlarla açık bir çelişki oluşturmaktadır.

Yönetmeliğin ekinde yer alan puanlama cetveli de eğitim yönetimine bakışın önemli ipuçlarını sunmaktadır. İkinci üniversite mezuniyetine puan verilmemesi, yüksek lisans ve doktora eğitimlerinin ise son derece sınırlı bir puanla değerlendirilmesi, akademik bilginin eğitim yönetiminde sistematik biçimde değersizleştirildiğini göstermektedir.

Oysa ikinci üniversite eğitimi disiplinler arası düşünme ve çok boyutlu analiz becerisi kazandırırken, lisansüstü eğitim bilimsel yöntemle düşünme, araştırma yapma ve eleştirel değerlendirme yetkinliklerini geliştirmektedir.

Bu niteliklerin yöneticilik süreçlerinde karşılık bulmaması, eğitimin bilimsellikten uzaklaştırılarak teknik ve idari bir faaliyet alanına indirgenmesi riskini beraberinde getirmektedir.
Ortaya çıkan tablo, bilgiye dayalı liderlik anlayışı yerine uyumu ve idari takdiri önceleyen bir yönetici profilinin teşvik edildiğini göstermektedir.

Liyakat, alan uzmanlığı, akademik birikim ve sendikal haklar açısından ciddi yapısal sorunlar barındıran 30 Ocak tarihli yönetici atama yönetmeliği, eğitim yöneticiliğini bilimsel temelli ve profesyonel bir alan olarak güçlendirmek yerine merkezi kontrolü ve idari tasarrufu önceleyen bir anlayışı yansıtmaktadır.
Bu yaklaşım, akademik bilgiye, kurumsal deneyime ve katılımcı yönetime dayalı bir eğitim anlayışını esas almak yerine; eğitim yönetimini bilimsellikten uzaklaştıran ve kurumsal kapasiteyi zayıflatma riski taşıyan bir yapıya doğru sürüklemektedir. Eğitim gibi toplumsal geleceği doğrudan belirleyen bir alanda, bu tercihin sonuçları yalnızca yöneticileri değil, tüm sistemi etkileyecektir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum