Araştırmalar, mevsimlik tarım işçisi çocukların eğitimle kurduğu ilişkinin ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Çocuk işçiliğinin en yaygın biçimde tarım sektöründe görülmesi, bu alanı aynı zamanda eğitim hakkının en çok ihlal edildiği zeminlerden biri hâline getiriyor. Türkiye’de tarım sektörü, çocuk emeğinin yoğunlaştığı başlıca alanlardan biri olmayı sürdürüyor.
Özellikle mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocukları, eğitim açısından en dezavantajlı gruplar arasında yer alıyor. Yılın büyük bir bölümünü göç bölgelerinde geçiren bu çocuklar, okul döneminin neredeyse yarısını kaçırıyor; devamsızlık, başarısızlık ve okul terkleri adeta kaçınılmaz bir kader hâline geliyor.
Çocukların tarım işlerinde çalıştırılması, eğitime devamın önündeki en büyük engellerden biri. Buna bir de küçük kardeşlerin bakım sorumluluğunun eğitim çağındaki çocuklara yüklenmesi eklendiğinde, okulla bağlar daha da zayıflıyor. Ailelerin yaşadığı derin ekonomik yoksunluk, eğitimi çoğu zaman 'ertelenebilir' bir ihtiyaç olarak görmelerine yol açıyor. Pek çok aile, geçim sıkıntısı nedeniyle çocuklarını çalıştırmak zorunda kaldıklarını ifade ederken eğitimin öncelikli bir alan olmadığını açıkça dile getiriyor.
Öğretmenler ise tabloyu sahadan okuyarak çözüm önerileri sunuyor. Cezai yaptırımların yanı sıra göç bölgelerinde mobil ya da çadır okulların kurulması, velilere yönelik bilinçlendirme çalışmaları ve telafi eğitimlerinin yaygınlaştırılması en sık dile getirilen öneriler arasında yer alıyor.
Araştırmalar, mevsimlik tarım işçisi ailelerin büyük çoğunluğunun sosyal güvenceden yoksun olduğunu, sağlık hizmetlerine erişimde ciddi sorunlar yaşadığını ortaya koyuyor. Eğitimle ilgili harcamalar ise çoğu aile için karşılanamaz düzeyde. Barınma, temizlik, hijyen ve güvenlik gibi en temel ihtiyaçların dahi karşılanamaması çocukların okuldan uzaklaşmasını hızlandırıyor.
Bu noktada burslar, ücretsiz taşıma imkânları ve güvenli sosyal alanlar hayati bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Uzmanlara göre mevsimlik tarım işçisi çocukların eğitime devamını sağlamak için yasal koruma mekanizmaları, sosyoekonomik destek paketleri, uyum programları ve esnek eğitim modelleri birlikte ele alınmalı. Mobil okullar, gece eğitimi, yaz kursları ve telafi programları gibi uygulamalar, çocukların eğitimden tamamen kopmasının önüne geçebilecek önemli araçlar olarak görülüyor.
Harran Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahmut Kaya ve Dudu Pelin Koylu ile birlikte yürüttüğümüz 'Mevsimlik tarım işçisi öğrencilerin okula karşı tutumları' ile ilgili çalışmada da literatür taraması aşamasında benzer bulgulara ulaştık. Mevsimlik göç eden çocukların, yeni okul ortamlarına ve sosyal çevrelere uyum sağlamakta güçlük çektikleri; bu durumun ise dışlanma duygusunu artırarak öğrencilerin okuldan uzaklaşmasına yol açtığı açıkça görüldü. Araştırma bulguları ayrıca, öğrencilerin okula yönelik güven düzeylerinin düşük olmasının okula karşı olumsuz tutumları pekiştirdiğini, dışlanma deneyimlerinin bu süreci derinleştirerek çocukların bir 'önemsizlik döngüsü' içine girmesine neden olduğunu ortaya koymuş olduk.
Eğer bu çocukların bir 'kayıp kuşak' hâline gelmesini istemiyorsak eğitim politikalarının kısa vadeli çözümlerle değil, uzun vadeli, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir bakış açısıyla ele alınması gerekiyor. Tarlada başlayan hayatların, umutla sınıfta devam edebilmesi için başka bir yol yok.
Not: Bir sonraki yazımızda çözüm önerileri üzerine yazacağınız.


YORUMLAR