Olmazsa olmazımızdır ruhumuz.
Ruhumuz hayat kaynağımız ve ışığımızdır.
Sokakları aydınlatan gece lambalarında elektrik olmazsa nasıl ki karalık ve köhne bir durum oluşuyorsa beslenmeyen ruhun durumu da buna benzer.
Eldivenin içindeki el, ayakkabının içindeki ayak, elbisenin içindeki gövde gibi, hatta daha önemlidir ruhumuz.
Çok sevdiğimize de ruhumuz deriz, vazgeçilmezliğini vurgulamak için.
Ruhumuz olmazsa ceset, leş oluruz; ruhumuzun çok değerini bilmeyiz.
Bedenimizi sürekli besleriz de ruhumuzun ihtiyaçlarını ya görmezden gelir ya da ihmal ederiz çoğunlukla.
Hayat kaynağı olan ruhumuzu ihmal ederken en değerli bir başka hazinemiz olan zamanımızı da bedene, dış görünüşe, mala, mülke çoğunlukla da kadir kıymet bilmeyen başka insanlara harcarız. Hâlbuki en büyük yatırımı ve iyiliği önce kendimize yapmalıyız.
Kendimizden başlayarak, durgun bir gölün ortasına atılan kocaman bir taşın halka halka dalgalar oluşturup genişlemesi gibi merkezden çevreye bir hareket oluşturmalıyız. Bu hareketin çıkış yeri ve besleyici güç kaynağı ruhumuz olacaktır. Bunun için hayatımızdaki her şeyin önem ve öncelik sıralamasını doğru yapmalıyız. Bu konunun mütemmim cüzü olan ve konunun somutlaşarak zihnimizde kalıcılığını sağlayacak bir hikâyeyle örnek verelim:
Zengin bir tüccarın dört eşi vardı, her nedense tüccar 4.eşini çok seviyor ve ona ihtimam gösteriyordu. Bundan dolayı ona en güzel elbiseleri ve en güzel şeyleri alıp vermeye çalışıyordu.
3.eşini de en az 4. kadar seviyordu, o kadar güzeldi ki onunla gurur duyar ve onun herkesin görmesini isterdi, ancak başka bir adamla kaçar diye de her an endişe duyar ve korkardı.
2.eşini de severdi, o kendisinin hep sırdaşıydı, ne zaman ihtiyacı olsa o hep yanında olurdu. Bir problemi olsa, bir sıkıntıya düşse hemen ona danışırdı. Eşlerinin içinde en güvendiği oydu.
1.eşinin durumu farklıydı.Servetini, işini ve ailesini kurmakta onun önemli katkıları olmuştu. Ancak zengin tüccar ona aşık değildi. Her ne kadar tüccar onu sevmiyorsa da 1.eşi tüccarı çok derinden seviyordu ama adam bunun hiç bir zaman farkında olmadı, en az ilgilendiği oydu, hatta zaman zaman onu tamamen unuttuğu bile oluyordu.
Bir gün tüccar amansız bir hastalığa yakalandı, çok geçmeden kendisinin yakında öleceğini anladı. Sahip olduğu lüks yasamı ve 4 eşini düşünerek; "4 tane eşim ve lükse bir yaşamım var yakında öleceğim ve yapayalnız kalacağım" diye söylendi.
4.eşini yanına çağırdı ve "sana hep en güzel şeyleri aldım hep senin en güzel olmanı sağlamaya çalıştım ama şimdi ölüyorum ve öbür dünyada yalnız kalmak istemiyorum, benimle birlikte gelir misin? " diye sordu.
"Kesinlikle olmaz" diye cevap verdi karısı başka hiçbir sey söylemeden odayı terk etti.
Bu cevap tüccarın kalbini keskin bir bıçak gibi kesti.
"3.eşimi de en az onun kadar seviyorum" diye düşündü ve aynı soruyu 3.eşine sormaya karar verdi. "Hayatım boyunca seni çok sevdim ve hep seninle gurur duydum artık ölüyorum, öbür dünyaya giderken bana eşlik eder misin?" diye sordu.
3.eşi "hayır" dedi ve devam etti " hayat çok güzel ve devam ediyor artık başka biriyle olmak istiyorum, sen ölür ölmez evlenip başka birisinin olacağım."
Tüccar da hep bundan korkmuştu, aldığı cevap kalbini buz gibi yaptı.
Çaresiz ayni soruyu ikinci eşine sormaya karar verdi, o hep kendisine yardim etmiş idi en güvendiği oydu.
"Her zaman bana yardım ettin yine yardımına ihtiyacım var, ölüyorum ve yalnız kalmak istemiyorum, benimle birlikte gelir misin?" diye sordu.
2.eşi "benden bunu isteme yaşadığın sürece sana her türlü yardımı yaparım, hatta mezarına kadar sana eşlik de ederim ama bundan fazlasını benden isteme" diye cevap verdi.
Bu cevap tüccarı kalbinden vurulmuş gibi perişan etti. Tüccar çaresiz bir şekilde düşünürken...
"Ben seninle geleceğim, nereye gidersen git seni hiç bırakmayacağım" diye bir ses duydu. Kafasını kaldırdı ve sesin geldiği yöne doğru baktı.
1.eşiydi.....bakımsızlıktan ve iyi beslenememekten dolayı oldukça zayıflamış olduğunu fark etti.
Tüccar içini çekti ve 1.eşine "sana zamanında çok iyi bakmam gerekirdi, çok özür diliyorum" dedi sessizce.
Zengin tüccarın durumu ortada ama aslında hepimiz bu tüccar gibi hayatımızda 4 tane eşe sahibiz.
4.eş: Bedenimizi temsil etmektedir, onu severiz ve o güzel görünsün diye ona ihtimam gösteririz ama ölürken onu öbür dünyaya götüremeyiz.
3.eş: Dünyada sahip olduğumuz şeylere, servetimize ve statümüzü temsil ediyor. Öldüğümüzde onlar hemen başkalarının oluverir.
2.eş: Ailemizi ve dostlarımızı temsil ediyor, bize ne kadar yakın olurlarsa olsunlar sadece mezara kadar bize yardım edebilirler ondan sonrasına güçleri yetmez.
1.eş ise ruhumuzu temsil ediyor şan, şöhret, mal, mülk uğuruna o ihmal edilen varlığımız.
Değişmez hakikat bu ki dünyadan giderken bizimle birlikte gelecek olan tek şey ruhunuzdur. Bu sebeple ölüm gelene kadar ruhumuza ve ruhumuzun asli ihtiyaçlarına ihtimam gösterir, doğru, dürüst,adil, iyi ve hayırlı bir insan oluruz. Ruhumuzdan beslenen ve her türlü davranışa kaynaklık eden ahlakımızın proaktif, iyi, temiz, ve güçlü kalmasını sağlarız.
Konuyla ilgili olrak insanlığa rehber, önder, örnek, lider olan Allah Rasulu Hz.Muhammed (s.a.v) şöyle buyurur:
(Her insan ölür) "Ölüyü, (mezara kadar) üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli.
Bunlardan ikisi geri döner, biri (onunla) kalır;
Ailesi ve malı geri döner, ameli kendisiyle kalır.
Her insan, her mal, her servet geçidir.Kalıcı olan iyi işler.İyi işlerin kaynağı ahlakımız,ahlakımızında beslendiği yer ruhumuzdur.
Güzel sözleri ve özleriyle hayatı kolaylaştırarak, sevdirerek, ümitleri yeşerterek, şefkatle ve hikmetle iş yapan aziz insanlara, dostlara ve tüm okurlarıma selam, dua ve muhabbetlerimle…
A.Erkan FURKANOĞLU
29.04.2026 /İzmir / 22.27
Yorumlar
Kalan Karakter: