Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası başkanlık koltuğu çoğu zaman iyi niyet üretir; icraat üretmek ise zordur. Mehmet Doğan Yetim’in başkanlık dönemini ayıran temel çizgi tam da burada ortaya çıktı: niyet beyanı değil, dosya ve mekanizma üretme çabası. Yetim dönemi, üslup tartışmalarından çok somut hamleler üzerinden okunmayı hak ediyor.
Bu dönemin en belirgin ve ölçülebilir adımı, finansmana erişim meselesinin ilk kez bu denli ısrarcı biçimde oda gündeminin merkezine alınmasıydı. KGF destekleri yalnızca duyurulmakla kalmadı; Şanlıurfa’ya özgü sektörel ihtiyaçlar raporlaştırıldı, küçük ve orta ölçekli işletmelerin krediye erişimde yaşadığı tıkanıklık TOBB nezdinde tekrar eden dosyalarla gündeme taşındı. Bu, ŞUTSO tarihinde önemli bir kırılmaydı. Çünkü oda ilk kez “piyasa böyle” demekle yetinmedi; “bu piyasa Urfa’da neden çalışmıyor?” sorusunu sordu.
Yeni yatırım teşvik sistemi açıklandığında ŞUTSO’nun aldığı pozisyon da bu yaklaşımın devamı niteliğindeydi. Ne ezber bir destek ne de refleksif bir karşı çıkış… Yetim başkanlığındaki oda; Şanlıurfa’nın lojistik ve enerji maliyetlerinin teşvik sisteminde dikkate alınmasını, tarıma dayalı sanayinin ayrı bir başlık olarak ele alınmasını ve mevcut yatırımların teşvik kapsamına daha güçlü biçimde dahil edilmesini talep etti. Bunlar genel geçer açıklamalar değil, şehir adına yapılan teknik ve bilinçli müdahalelerdi.
Tarım–sanayi entegrasyonu başlığı ise Yetim döneminin zihniyet dönüşümünü en net gösteren alanlardan biri oldu. Pamuk başta olmak üzere tarıma dayalı sanayi, işleme ve markalaşma konularında yapılan çalışmalar, ŞUTSO’nun “ham madde üretip katma değeri dışarıya kaptıran şehir” eleştirisini resmî gündemine almasını sağladı. Bu, küçük ama kritik bir geçişti: “Üretiyoruz” demekten, “neyi, nerede, kim kazanarak üretiyoruz?” sorusuna…
Yetim döneminde ŞUTSO’nun iç yapısında atılan adımlar ise kamuoyunun gözünden uzak ama etkisi uzun vadeli hamlelerdi. Karar süreçleri sadeleştirildi, yönetim anlayışı başkan merkezli çıkışlardan kurul merkezli bir işleyişe taşındı. Oda, bireysel reflekslerden arındırılarak kurumsal reflekslerle hareket eden bir yapıya yönlendirildi. Manşet olmayan ama kurumların ömrünü uzatan altyapı hamleleri tam da bunlardı.
Bu dönemde ŞUTSO, şehir algısını da ilk kez doğrudan ekonomik bir mesele olarak ele aldı. Huzur ve güven vurgusu yapan açıklamalar, şehir imajını zedeleyen olaylar karşısında sergilenen net tutumlar; sembolik değil, yatırımcıya verilen doğrudan mesajlardı: “Bu şehir kontrolsüz değil, sahipsiz değil.” Algıdan hızla etkilenen bir şehir için bu yaklaşım hayati önemdeydi.
Turizm başlığında atılan adımlar da bu çerçevede okunmalı. Antalya ve İzmir uçak seferlerinin gündeme alınması ve hayata geçirilmesi için elini taşın altına koyması, Şanlıurfa’nın turizm potansiyelini söylem düzeyinden çıkarıp erişilebilirlik zeminine taşıdı. İnanç turizmiyle sınırlı bir anlatıdan; kültür, gastronomi ve şehir turizmiyle entegre bir hareket alanına geçiş için ulaşım eşiği aşılmış oldu. Bu, sessiz ama stratejik bir hamleydi.
Yetim’in belki de en az konuşulan fakat en etkili adımı ise ŞUTSO’nun Ankara ile kurduğu ilişkinin dilini değiştirmesiydi. Slogan yerine dosya, talep yerine gerekçe, serzeniş yerine veri… Bu yaklaşım, ŞUTSO’yu merkezde “bağıran değil, dinlenen” kurumlar arasına taşıdı.
Sonuç olarak Mehmet Doğan Yetim dönemi; dev açılışlar, büyük tabelalar ya da iddialı manşetler üretmedi. Ama dosya üretti, ilişki kurdu, kurumsal ciddiyet inşa etti ve şehir adına konuşma refleksi kazandırdı. Yetim’i önemli kılan şey, ne söylediği değil; nerede, ne zaman ve nasıl müdahale ettiğidir.


YORUMLAR