Reklam
İdarecilik... Robotik ve Mekanik Mi Yoksa Ustaca ve Hikmetle Mi?
Mustafa Tosun

Mustafa Tosun

İdarecilik... Robotik ve Mekanik Mi Yoksa Ustaca ve Hikmetle Mi?

01 Ocak 2026 - 16:01

İdare ve yönetim hayatın gerçeklerinden biridir. Zira insan toplumsal bir varlıktır. İşlerin evirip çevirilmesi anlamında daire kelimesi ile aynı kökten geliyor idare kelimesi. Hemen söyleyelim bu anlamda hem ciddiyet var hem de esneklik. İdare süreci köşeli mekanik bir süreç değil. O nedenle herkesin idareci olmayacağı da muhakkak. Hatta peygamberimiz sahabe olan Ebuzer’i sevdiği halde ona idarecilik görevi vermemiş, çünkü o, Ebuzer’in (ra) ruh hali ve psikolojisinin idareciliğin olaylara esnek yaklaşma ve dereceli düşünme yeteneklerine tam sahip olmadığını düşünüyordu. Fevri hareketlerle keskin tavırlarla Ebuzer’in bu işi başaramayacağından hareketle verilmediği söyleniyor kitaplarımızda.

İnsanın idaresi zaten bambaşka bir süreç. Yani çobanlık gibi değil mesela. Ona rağmen çobanlar bile hayvanlarına karşı anlayışla şefkatle merhametle yaklaşabiliyor. İnsan unsurunun olduğu bir yönetim sürecinde robotik, basmakalıp, yaptım oldu, mekanik tavırların olmaması gerektiği yaşanan realitelerden anlaşılıyor. Hemen aklıma gelmişken ifade edeyim, peygamberimiz de bir idareci idi, uhud savaşı öncesi istişare ile meydan savaşına karar verilmişti ama bu kararda genç sahabiler daha baskın idi, peygamberimiz ve diğer yaşlı sahabeler şehir savunması yapalım demişlerdi ama peygamberimiz geniş istişare yaptığı için baskın gelen genç sahabilerin dediğini uyguladı. Yani öyle yanına 4-5 yardımcı alıp biz her kararı alırız ve hepiniz uyarsınız dememiş. Evet asıl mesele savaştan sonra oluyor. Biliyorsunuz Uhud savaşında Müslümanlar büyük bir darbe alıyor. Ama peygamberimiz kim bu kararı bize aldırdı diyerek genç sahabilerin kellesini almıyor. Bunu destekler mahiyette Rabbimiz peygamberimize şöyle buyuruyor: “Eğer etrafındakilere kaba ve katı yürekli olsaydın dağılıp giderlerdi.” Evet buradan anlıyoruz ki idare ve yönetimde keskin ve katı tavırlar olumlu sonuçlar doğurmaz.

Geçenlerde izledim, Saddam Huseyin denen zorba başa geldiğinin 6.gününde önceki süreçlerde kendisine muhalif olan grubu kurşuna dizdirdi. O videoyu bi izleseniz kanınız donar. Peki Saddam’ın sonu ne oldu? Zorbalığın despotluğun sonu ne oldu? Hesap etmek gerek. İdareciliğin temelinde adalet ve hakkaniyetin yanında insanca düşünme var, empati var.

İdarecilik ve yönetim elbette kolay bir süreç değil. Çeşit çeşit insanları doğru bir şekilde idare etmek kolay değil. Aşırı esnek ve yumuşak olmak da problem doğurur (hz. Osman örneğinde olduğu gibi), aşırı baskıcı ve pimpirikli olmak da problem doğurur(bunun örnekler çok fazla). Hz. Ömer’i sert biliriz ama hatasını fark edince sırtında çuval taşıyıp götüren bir adam. İdareciliği egosunun hizmetine sunmuyor. Bir kadın onun hatalı ifadesini hutbede düzeltirken, o “kes sesini kadın” demiyor, “evet kadının dediği doğru” diyor.

İdarecilik söz konusu olduğunda Hz. Yusuf da aklıma geliyor. Evimizde sürekli izleriz İran yapımı dizi filmini gerçekten güzel çekilmiş. Daha çocuk yaşta Potifar’ın sarayında iken Züleyha ile gezintiye çıkıyorlar ve kölelerin sırtında taşıma aracına binmek istemiyor. Aynı olgunluğu vezir olunca da şöyle gösteriyor: “Ben milletin omuzuna yük bindirmek için değil yükü almak için geldim” diyor. İdarecilik aslında yük vermek değil yük almaktır. Yükü bölüşmektir. Yükü hakkaniyetle taşıtmaktır. Aynı dizide Hz. Yusuf şöyle de diyor “ben sizin hizmetkârınızım”. Bunlar sıradan söylenmiş sözler değil. Uygulamada kendini göstermiş hakikatler.

Peygamberimizin güzel bir hadisi var. İdareciler de üzerine alınabilir. Normalde dini yaşamı anlatma ve yayma sürecinde söylenmiş olsa da herkes için anlamlı bir söz: “Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz.” Öyle işler var ki kolay yöntemlerle ve esnek zamanlarla yapılabilirken illaki en zor seçeneği seçip insanlara yaptırmak bir çeşit zorbalıktır aslında. İşin önem durumuna göre hassasiyetler değişebilir bazen gece bile kalkıp gidilebilir ancak sürekli hep yokuşa sürme modunda olmak insan ruhuna aykırıdır. Bu şu da demek değil hep iniş modunda olmak, yani hep savsaklamak. Dediğim gibi işin önem boyutuna göre... Müjdelemek takdir etmek olumlu halleri daha çok görmek varken sürekli işten nefret ettirecek söylem ve eylem geliştiren idareci tipleri de bu sözden kendine pay çıkarmalı. Sürekli korku ve tehdit hali ile insanların önüne çıkmak, işçilerin iyi hallerini görmemek gibi sürekli olumsuza odaklanmak müjde ruhunu ortadan kaldırır nefret ruhunu getirir.

Peygamberimiz üzerinden idareciliğin köşeli ve robotik bir süreç olmadığını izah etmek için bir örnek daha verelim: Hatıb bin Beltea adlı sahabi peygamberimizin Mekke seferini son derece gizli tutulmasını istediği halde bu sırrı bir kadın aracılığıyla Mekke’ye ulaştırmaya çalışmış. Bir şekilde bunu öğrenen peygamberimiz Hz. Ali’yi gönderiyor ve Hz. Ali kadını yolda yakalıyor. Durumu anlatınca kadın inkar ediyor. Ama ısrarlar sonucunda kadın saçlarının arasındaki küçük kağıdı çıkarıyor. Evet, kağıtta şu yazıyor: Muhammed büyük bir ordu ile üzerinize geliyor. Normalde bu hareket vatana ihanete girer. Hatta tez canlı Hz. Ömer “hemen kellesini vuralım” der. Ama peygamberimiz Hatıb’ı tanıyıp bildiği için onu dinlemek istiyor. Neden yaptın Hatıb? Hatıb şu cevabı veriyor: Ya Rasulullah asla ihanet etmek için yapmadım. Benim ailem Mekke’de mahsur durumdaydı, ben yokum yanlarında, senin sefere çıktığını Mekkeliler duyduktan sonra orda olan Müslümanların ailelerine zarar verebilir ve benim de koruyucu kabilem olmadığı için bunu yapmak zorunda kaldım. Peygamberimiz anlıyor ki bu adam babalık güdüsüyle yapmış bunu. Yani işin içinde ihanet yok. Ve Hatıb’ı uyaran ayet iniyor ama peygamberimiz ona herhangi bir ölümcül ceza vermiyor. İşte idareciliğin inceliği bu. Dinleme, anlama, empati yapma... Sonraki yıllarda Hatıb Müslümanlara büyük hizmetler sunuyor.  İşte bu tür idarecilik insanı tüketen, harcayan değil, insanı kazanan idareciliktir. Yoksa fırsatını bulunca hınçla insanı tüketen ve egosunu tatmin eden eylemler nefret üretir.

Hz. Davut’a gelen davacılar kıssası da bize ışık tutuyor idarecilikte. Hz. Davut sadece bir davalıyı dinleyerek hüküm veriyor. Sonra da yanlış yaptığını anlayarak tevbe ediyor. Evet görünürde davacı haklı gibi ama yine de davalıyı dinlemeden hüküm vermek hatalı olduğu mesajı veriliyor. İdareciliğin bu yönü çok önemli.

İdarecilik sorumluluk alma işidir. Emanet işidir. Bu yönüyle gerçekten önemlidir, ağır bir yüktür. Ancak bu demek değil ki emri altında olanları sürekli sıkboğaz etmek, empati yapmamak, hafif düzey işleri de ağır işler gibi değerlendirip adeta insanları süründürmek. Empati kavramı burada tam da yerini buluyor. Empati yeteneği olmayan idareciler farkında olmadan zorbalık yapabilirler.

Şunu da unutmadan eklemek isterim: Yüce Rabbimizden de alacağımız dersler var. Bir ayette derki, Rahmeti üzerine yazdı. Yani adeta rahmeti, merhameti kendine görev biliyor ama azab için böyle üst seviye ifade kullanılmıyor. Kullarına şefkati esas kabul eden bir Rab. Elbette kalbi mühürlenmiş derecede azgınlığa ve zulme sapanlara da hak ettiği cezayı verecektir. Kur’an’da Rabbimiz, bir iyiliğe on sevap vereceğini, bir kötülüğe bir karşılık ceza vereceğini ifade eder. Yani Rabb olan Allah kullarının yanında aslında, biliyor onların psikolojilerini...  

Büyük günahlardan sakınırsanız, küçük günahlarınızı affederim, diyen bir Rabbimiz var. İşte idareci burada şu dersi almalı: Önemli işler büyük oranda yürüyorsa yönettiklerimi sıkboğaz, darboğaz etmemeli. Rabbimiz bile küçük günahları affederim derken idare edenin burnundan kıl aldırmama modu hikmetsizliktir. Ki idarecilerin de hata yapma ihtimali de varken...

İdareciliğin yan etkilerinden biri ego şişmesidir. Buna karşı koyabilen idareci erdemli duruş sergilemiş demektir. Nitekim başaranlar da var. Ancak başaramayanlar egolarını aşamadıkları için bir yanlış yapsalar bile o yanlışın üzerinden oturabiliyorlar. Bu durumda mütevazi olabilmek ulaşılması gereken bir erdemdir. Bu süreçte şeytan idareciye sağdan yanaşır: Hatanı kabul edersen küçük düşersin, otoriten zayıflar, der. Oysa şeytan daha da yanıltmaktadır. Aslında o süreç daha da batış demektir. Zira vicdanlarda bırakılan iz kötü olmuştur. O nedenle mesela Hz. Ömer örneğinde gördüğümüz gibi kadın Hz. Ömer’in hatasını söyleyince o da düşünüyor ve kadını haklı buluyor. Hz. Muhammed (sav) bile şunu buyuruyor: Bazılarınız kendisini çok iyi ifade edip savunabilir ama gerçekte suçlu ise ve ikna yeteneğinden dolayı ben onu haklı görmüşsem o kişi Allah katında cezasını beklesin. Peygamberimiz daha başta bile kendine hata payı bırakıyor idareci olarak...

Hasılı idarecilik, işi evirip çevirebilme yeteneği demektir. Yani köşeli, robotik, mekanik bir süreç değil. Elbette temelde adalet hakkaniyet olacak ama bir yandan da merhamet ve şefkat olacak. Öte yanda da hınç, kin tutma ve ego olmayacak. Bu şekilde bir idare vizyonu ile hareket edildiği zaman işçi tarafında yine de sorun çıkarsa o zaman işçinin haksızlığı net görülür. Yazımız idarecilere yönelik olduğu için işçi, memur, çalışan kesimlere yönelik ifadeler yok belki ama yukarıda sayılan olumlu ve olumsuz hasletler çalışanlar için de geçerlidir. Nitekim o yönde de sorunlar olmaktadır. İşini savsaklamayı hayat tarzı haline getirenler de yok değil. Şu var ki güç ve yetki idarenin elinde olduğu için onun düzgün hareket etmesi çalışanları da düzgün hale sevk edecektir. Dediğimiz gibi bu düzgünlük, salt yönetmeliği, talimatı robotik bir şekilde uygulamaktan ziyade talimatları da içine katarak insanın ruhunu, halini dikkate alarak ustalıkla ve hikmetle hareket ederek olacaktır. Geçmiş yıllarda başörtüsü yasağı genelgesi gönderilmişti. Robotik, mekanik, köşeli vizyona sahip idareciler Allah’tan korkmadan uyguladılar. Ama insanlığını kaybetmemiş, empati yapabilen, halden anlayan, ustaca evirip çevirebilen idareciler ise farklı yol ve yöntemler buldular. Daha bunun gibi çok örnekler var. Allah bizi her daim bu son bahsettiğim idarecilerle karşılaştırsın. Hem iş ürettiren hem de nefret ettirmeyen... Hem süreci tamamlattıran hem de meslekten soğutmayan... Selam ve dua ile

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum