İdare ve yönetim hayatın gerçeklerinden biridir. Zira insan
toplumsal bir varlıktır. İşlerin evirip çevirilmesi anlamında daire kelimesi
ile aynı kökten geliyor idare kelimesi. Hemen söyleyelim bu anlamda hem
ciddiyet var hem de esneklik. İdare süreci köşeli mekanik bir süreç değil. O
nedenle herkesin idareci olmayacağı da muhakkak. Hatta peygamberimiz sahabe
olan Ebuzer’i sevdiği halde ona idarecilik görevi vermemiş, çünkü o, Ebuzer’in
(ra) ruh hali ve psikolojisinin idareciliğin olaylara esnek yaklaşma ve
dereceli düşünme yeteneklerine tam sahip olmadığını düşünüyordu. Fevri
hareketlerle keskin tavırlarla Ebuzer’in bu işi başaramayacağından hareketle
verilmediği söyleniyor kitaplarımızda.
İnsanın idaresi zaten bambaşka bir süreç. Yani çobanlık gibi
değil mesela. Ona rağmen çobanlar bile hayvanlarına karşı anlayışla şefkatle
merhametle yaklaşabiliyor. İnsan unsurunun olduğu bir yönetim sürecinde
robotik, basmakalıp, yaptım oldu, mekanik tavırların olmaması gerektiği yaşanan
realitelerden anlaşılıyor. Hemen aklıma gelmişken ifade edeyim, peygamberimiz
de bir idareci idi, uhud savaşı öncesi istişare ile meydan savaşına karar
verilmişti ama bu kararda genç sahabiler daha baskın idi, peygamberimiz ve
diğer yaşlı sahabeler şehir savunması yapalım demişlerdi ama peygamberimiz
geniş istişare yaptığı için baskın gelen genç sahabilerin dediğini uyguladı.
Yani öyle yanına 4-5 yardımcı alıp biz her kararı alırız ve hepiniz uyarsınız
dememiş. Evet asıl mesele savaştan sonra oluyor. Biliyorsunuz Uhud savaşında Müslümanlar
büyük bir darbe alıyor. Ama peygamberimiz kim bu kararı bize aldırdı diyerek
genç sahabilerin kellesini almıyor. Bunu destekler mahiyette Rabbimiz
peygamberimize şöyle buyuruyor: “Eğer etrafındakilere kaba ve katı yürekli
olsaydın dağılıp giderlerdi.” Evet buradan anlıyoruz ki idare ve yönetimde
keskin ve katı tavırlar olumlu sonuçlar doğurmaz.
Geçenlerde izledim, Saddam Huseyin denen zorba başa
geldiğinin 6.gününde önceki süreçlerde kendisine muhalif olan grubu kurşuna
dizdirdi. O videoyu bi izleseniz kanınız donar. Peki Saddam’ın sonu ne oldu?
Zorbalığın despotluğun sonu ne oldu? Hesap etmek gerek. İdareciliğin temelinde
adalet ve hakkaniyetin yanında insanca düşünme var, empati var.
İdarecilik ve yönetim elbette kolay bir süreç değil. Çeşit
çeşit insanları doğru bir şekilde idare etmek kolay değil. Aşırı esnek ve
yumuşak olmak da problem doğurur (hz. Osman örneğinde olduğu gibi), aşırı
baskıcı ve pimpirikli olmak da problem doğurur(bunun örnekler çok fazla). Hz.
Ömer’i sert biliriz ama hatasını fark edince sırtında çuval taşıyıp götüren bir
adam. İdareciliği egosunun hizmetine sunmuyor. Bir kadın onun hatalı ifadesini
hutbede düzeltirken, o “kes sesini kadın” demiyor, “evet kadının dediği doğru”
diyor.
İdarecilik söz konusu olduğunda Hz. Yusuf da aklıma geliyor.
Evimizde sürekli izleriz İran yapımı dizi filmini gerçekten güzel çekilmiş. Daha
çocuk yaşta Potifar’ın sarayında iken Züleyha ile gezintiye çıkıyorlar ve
kölelerin sırtında taşıma aracına binmek istemiyor. Aynı olgunluğu vezir olunca
da şöyle gösteriyor: “Ben milletin omuzuna yük bindirmek için değil yükü almak
için geldim” diyor. İdarecilik aslında yük vermek değil yük almaktır. Yükü
bölüşmektir. Yükü hakkaniyetle taşıtmaktır. Aynı dizide Hz. Yusuf şöyle de
diyor “ben sizin hizmetkârınızım”. Bunlar sıradan söylenmiş sözler değil.
Uygulamada kendini göstermiş hakikatler.
Peygamberimizin güzel bir hadisi var. İdareciler de üzerine
alınabilir. Normalde dini yaşamı anlatma ve yayma sürecinde söylenmiş olsa da
herkes için anlamlı bir söz: “Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; müjdeleyiniz
nefret ettirmeyiniz.” Öyle işler var ki kolay yöntemlerle ve esnek zamanlarla
yapılabilirken illaki en zor seçeneği seçip insanlara yaptırmak bir çeşit
zorbalıktır aslında. İşin önem durumuna göre hassasiyetler değişebilir bazen
gece bile kalkıp gidilebilir ancak sürekli hep yokuşa sürme modunda olmak insan
ruhuna aykırıdır. Bu şu da demek değil hep iniş modunda olmak, yani hep
savsaklamak. Dediğim gibi işin önem boyutuna göre... Müjdelemek takdir etmek
olumlu halleri daha çok görmek varken sürekli işten nefret ettirecek söylem ve
eylem geliştiren idareci tipleri de bu sözden kendine pay çıkarmalı. Sürekli korku
ve tehdit hali ile insanların önüne çıkmak, işçilerin iyi hallerini görmemek
gibi sürekli olumsuza odaklanmak müjde ruhunu ortadan kaldırır nefret ruhunu
getirir.
Peygamberimiz üzerinden idareciliğin köşeli ve robotik bir
süreç olmadığını izah etmek için bir örnek daha verelim: Hatıb bin Beltea adlı
sahabi peygamberimizin Mekke seferini son derece gizli tutulmasını istediği
halde bu sırrı bir kadın aracılığıyla Mekke’ye ulaştırmaya çalışmış. Bir şekilde
bunu öğrenen peygamberimiz Hz. Ali’yi gönderiyor ve Hz. Ali kadını yolda
yakalıyor. Durumu anlatınca kadın inkar ediyor. Ama ısrarlar sonucunda kadın
saçlarının arasındaki küçük kağıdı çıkarıyor. Evet, kağıtta şu yazıyor:
Muhammed büyük bir ordu ile üzerinize geliyor. Normalde bu hareket vatana
ihanete girer. Hatta tez canlı Hz. Ömer “hemen kellesini vuralım” der. Ama
peygamberimiz Hatıb’ı tanıyıp bildiği için onu dinlemek istiyor. Neden yaptın
Hatıb? Hatıb şu cevabı veriyor: Ya Rasulullah asla ihanet etmek için yapmadım.
Benim ailem Mekke’de mahsur durumdaydı, ben yokum yanlarında, senin sefere
çıktığını Mekkeliler duyduktan sonra orda olan Müslümanların ailelerine zarar
verebilir ve benim de koruyucu kabilem olmadığı için bunu yapmak zorunda
kaldım. Peygamberimiz anlıyor ki bu adam babalık güdüsüyle yapmış bunu. Yani
işin içinde ihanet yok. Ve Hatıb’ı uyaran ayet iniyor ama peygamberimiz ona
herhangi bir ölümcül ceza vermiyor. İşte idareciliğin inceliği bu. Dinleme, anlama,
empati yapma... Sonraki yıllarda Hatıb Müslümanlara büyük hizmetler sunuyor. İşte bu tür idarecilik insanı tüketen,
harcayan değil, insanı kazanan idareciliktir. Yoksa fırsatını bulunca hınçla
insanı tüketen ve egosunu tatmin eden eylemler nefret üretir.
Hz. Davut’a gelen davacılar kıssası da bize ışık tutuyor
idarecilikte. Hz. Davut sadece bir davalıyı dinleyerek hüküm veriyor. Sonra da
yanlış yaptığını anlayarak tevbe ediyor. Evet görünürde davacı haklı gibi ama
yine de davalıyı dinlemeden hüküm vermek hatalı olduğu mesajı veriliyor.
İdareciliğin bu yönü çok önemli.
İdarecilik sorumluluk alma işidir. Emanet işidir. Bu yönüyle
gerçekten önemlidir, ağır bir yüktür. Ancak bu demek değil ki emri altında olanları
sürekli sıkboğaz etmek, empati yapmamak, hafif düzey işleri de ağır işler gibi
değerlendirip adeta insanları süründürmek. Empati kavramı burada tam da yerini
buluyor. Empati yeteneği olmayan idareciler farkında olmadan zorbalık
yapabilirler.
Şunu da unutmadan eklemek isterim: Yüce Rabbimizden de alacağımız
dersler var. Bir ayette derki, Rahmeti üzerine yazdı. Yani adeta rahmeti,
merhameti kendine görev biliyor ama azab için böyle üst seviye ifade kullanılmıyor.
Kullarına şefkati esas kabul eden bir Rab. Elbette kalbi mühürlenmiş derecede
azgınlığa ve zulme sapanlara da hak ettiği cezayı verecektir. Kur’an’da
Rabbimiz, bir iyiliğe on sevap vereceğini, bir kötülüğe bir karşılık ceza
vereceğini ifade eder. Yani Rabb olan Allah kullarının yanında aslında, biliyor
onların psikolojilerini...
Büyük günahlardan sakınırsanız, küçük günahlarınızı
affederim, diyen bir Rabbimiz var. İşte idareci burada şu dersi almalı: Önemli
işler büyük oranda yürüyorsa yönettiklerimi sıkboğaz, darboğaz etmemeli.
Rabbimiz bile küçük günahları affederim derken idare edenin burnundan kıl
aldırmama modu hikmetsizliktir. Ki idarecilerin de hata yapma ihtimali de
varken...
İdareciliğin yan etkilerinden biri ego şişmesidir. Buna
karşı koyabilen idareci erdemli duruş sergilemiş demektir. Nitekim başaranlar
da var. Ancak başaramayanlar egolarını aşamadıkları için bir yanlış yapsalar
bile o yanlışın üzerinden oturabiliyorlar. Bu durumda mütevazi olabilmek
ulaşılması gereken bir erdemdir. Bu süreçte şeytan idareciye sağdan yanaşır:
Hatanı kabul edersen küçük düşersin, otoriten zayıflar, der. Oysa şeytan daha
da yanıltmaktadır. Aslında o süreç daha da batış demektir. Zira vicdanlarda
bırakılan iz kötü olmuştur. O nedenle mesela Hz. Ömer örneğinde gördüğümüz gibi
kadın Hz. Ömer’in hatasını söyleyince o da düşünüyor ve kadını haklı buluyor.
Hz. Muhammed (sav) bile şunu buyuruyor: Bazılarınız kendisini çok iyi ifade
edip savunabilir ama gerçekte suçlu ise ve ikna yeteneğinden dolayı ben onu
haklı görmüşsem o kişi Allah katında cezasını beklesin. Peygamberimiz daha
başta bile kendine hata payı bırakıyor idareci olarak...
Hasılı idarecilik, işi evirip çevirebilme yeteneği demektir.
Yani köşeli, robotik, mekanik bir süreç değil. Elbette temelde adalet
hakkaniyet olacak ama bir yandan da merhamet ve şefkat olacak. Öte yanda da hınç,
kin tutma ve ego olmayacak. Bu şekilde bir idare vizyonu ile hareket edildiği
zaman işçi tarafında yine de sorun çıkarsa o zaman işçinin haksızlığı net
görülür. Yazımız idarecilere yönelik olduğu için işçi, memur, çalışan kesimlere
yönelik ifadeler yok belki ama yukarıda sayılan olumlu ve olumsuz hasletler
çalışanlar için de geçerlidir. Nitekim o yönde de sorunlar olmaktadır. İşini
savsaklamayı hayat tarzı haline getirenler de yok değil. Şu var ki güç ve yetki
idarenin elinde olduğu için onun düzgün hareket etmesi çalışanları da düzgün
hale sevk edecektir. Dediğimiz gibi bu düzgünlük, salt yönetmeliği, talimatı
robotik bir şekilde uygulamaktan ziyade talimatları da içine katarak insanın
ruhunu, halini dikkate alarak ustalıkla ve hikmetle hareket ederek olacaktır.
Geçmiş yıllarda başörtüsü yasağı genelgesi gönderilmişti. Robotik, mekanik,
köşeli vizyona sahip idareciler Allah’tan korkmadan uyguladılar. Ama
insanlığını kaybetmemiş, empati yapabilen, halden anlayan, ustaca evirip
çevirebilen idareciler ise farklı yol ve yöntemler buldular. Daha bunun gibi
çok örnekler var. Allah bizi her daim bu son bahsettiğim idarecilerle
karşılaştırsın. Hem iş ürettiren hem de nefret ettirmeyen... Hem süreci
tamamlattıran hem de meslekten soğutmayan... Selam ve dua ile


YORUMLAR