Bir insanın ihtiyaçları yalnızca bedende başlamaz. Ruhun da kalbin de gönülün de beslenmeye ihtiyacı vardır. Bu besinlerin en başında sevgi, saygı, güven, şefkat, sağlıklı ve sağlam iletişim gelir. İlişki veya evlilik kararı; bu değerlerin herkesten çok birbirine sunulacağına dair verilmiş bir sözdür. Görünmeyen ama bağlayıcı bir anlaşma… Bir “İLİŞKİ SÖZLEŞMESİ”. Ancak birçok çift, zaman geçtikçe bu sözün gereğini ihmal ediyor, görmezden geliyor ve yavaş yavaş tükeniyor... İlgi azalıyor, tatlı dil ve güler yüz seyrekleşiyor, güven beslenmiyor, sevgi eyleme dökülmüyor... Ve ne yazık ki bunun kul hakkı olduğunun farkında bile değiller!
Sevgi olmadığı halde ilişkiyi sürdürmekte ısrar etmek de kul hakkıdır; çünkü bir insanın hayatında sevmediğin halde yer kaplamak, bağı uzatmak, sorumluluğu alamamak, bahaneler bularak devam ettirmek; hem o kişiye hem de ilişkinin ruhuna çok büyük haksızlıktır. Diğer taraftan da sevdiği halde sevgisini göstermeyen, ilgisini esirgeyen, şefkatini sınırlayan, belirsizlik oluşturarak güven sarsan kişi de aynı haksızlığın içindedir. Çünkü sevgi söylendiğinde değil verildiğinde/sunulduğunda ilişkiyi korur; güven dile getirildiğinde değil hissettirildiğinde gönülü doyurur. Kişi eşine göstermediği özeni, ilgiyi, hassasiyeti ve sıcaklığı yabancılara gösteriyorsa burada mesele duygu değil "benlik ve kişilik sorunudur"!... Bu bazen bencillik, bazen iletişim tembelliği, bazen de narsisistik bir örüntüdür. Sonuç değişmez: Sevgi verilmedikçe ilişki soğur, bağ çürür ve İlişki bir zindana dönüşür; her iki tarafın da birbirini esir ettiği ve cezalandırdığı...
İlgi, sevgi ve güler yüz en yakınından esirgendiğinde ilişki ruhsal bir zindana dönüşür. Zamanla çiftler sadece bedenen yan yana kalır ama ruhen birbirinden kopar ve soğurlar. Bu kopuş; güvensizliğe, kırgın kararlara, kalplerin dışarıya kaymasına ve maalesef aldatmalara kapı aralayabilir. Ruhun açlığı başka yerlerde bastırılmaya çalışıldığında değil, aksine kaynağında, olması gereken yerde beslendiğinde denge korunur. İlişki bir denge terazisidir; hak ettiği ilgiyi görmediğinde yaşayamaz, donar. Donan bir bağ ise içinde yaşayan herkesi çok yorar. Çünkü ilişki kopmasa bile sevgisiz kalan ruhlar zaman içinde tükenir.
Bu yüzden herkes kendine aynada dürüstçe iyice bakmalıdır: Ben yanımdaki insana özen gösteriyor muyum? Seviyor ve güveniyor isem bunu neden davranışlarıma taşımıyorum? Başkalarına gösterdiğim nezaketi neden en yakınımdan kısıyorum, esirgiyorum? Neden?!...
Sevgi yoksa ikinci soru devreye girer: Ben bu ilişkinin içinde neyi sürdürüyorum? Bir söz mü, bir korku mu, bir alışkanlık mı, yoksa konfor alanı rahatlığı mı konuşuyor?... Eşler sevgiyi bir lütuf gibi değil bir hakk ve sorumluluk gibi paylaşmalıdırlar. Çünkü sevgi, saygı, ilgi ve güven, sağlıklı ve sağlam iletişim; ilişkinin güvenlik duvarı, kalbin sığınağı, gönülün de en acil ve önemli azığıdır. Bu değerlerin sürekliliği ise aileyi de ruhu da sürekli selâmette tutar. Hatırla ve ona göre hareket et. Çok geç olmadan!!!
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
Not:
Bu sorun ilişkilerde gördüğüm en yaygın sorundur. Hiç kimse biz böyle değiliz demeden, kendi öz muhasebesini yapsın lütfen... Emin olun yararlı olacaktır... Değişimi başlatın...


YORUMLAR