Son günlerde Şanlıurfa, Siverek ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul çevresindeki şiddet olayları, hepimizi derinden sarsan bir gerçeği yeniden hatırlattı: Okullar sadece bilgi verilen yerler değil, güven duygusunun inşa edildiği en önemli alanlardır.
Bir çocuk okula adım attığında yanında ne getirir? Çantasını, defterini, kalemini… ama en çok da evinden taşıdığı duyguları getirir. Çünkü eğitim, sadece sınıfta başlamaz; evde şekillenir.
Bugün yaşadığımız tabloyu yalnızca okulların sorunu olarak görmek büyük bir eksiklik olur. Çünkü çocuk, öfkeyi de sabrı da, saygıyı da şiddeti de önce ailesinde öğrenir. Evde duyduğu bir söz, gördüğü bir davranış, onun dünyayı algılama biçimini belirler. Eğer bir çocuk sorun çözmeyi konuşarak değil, bağırarak ya da zor kullanarak öğreniyorsa, bunu ilk denediği yer de çoğu zaman okul olur.
Bu yüzden mesele sadece güvenlik tedbirleri almak değil. Elbette kapılar kilitlenecek, önlemler artırılacak. Ama asıl soruyu sormadan çözüm bulamayız:
Biz çocuklarımıza nasıl bir dil öğretiyoruz?
Aile eğitimi tam da bu noktada hayati bir yere oturuyor. Çocuklara sınır koymayı bilmek kadar, onları dinlemeyi bilmek de önemli. Öfkeyi bastırmak değil, doğru ifade etmeyi öğretmek gerekiyor. Çünkü bastırılan her duygu, bir gün en yanlış şekilde ortaya çıkma riski taşır.
Unutmamak gerekir ki; okul, ailenin devamıdır. Öğretmen ne kadar çabalarsa çabalasın, evde desteklenmeyen bir değer, kalıcı olmaz. Bu yüzden eğitim dediğimiz şey, öğretmenle veli arasında kurulan güçlü bir iş birliğiyle anlam kazanır.
Bugün tanık olduğumuz bu üzücü olaylar, aslında hepimize bir uyarı niteliğinde:
Çocukları korumak istiyorsak, önce onların büyüdüğü iklimi düzeltmek zorundayız.
Çünkü güvenlik sadece kapılarda değil, evlerde başlar.
Ve bir toplumun gerçek gücü, yetiştirdiği çocukların kalbinde saklıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: