Reklam
Reklam
Afganistan Notlarım (Fotolu)
Mustafa Tosun

Mustafa Tosun

Afganistan Notlarım (Fotolu)

14 Mayıs 2022 - 23:57

Afganistan'da gün gün tuttuğum notlarımı biraz daha düzenleyerek direk sizlerle paylaşmak istiyorum. Kısa da olsa bir Afganistan turu yapmış olacaksınız:

İstanbul havaalanında beklerken yaşlı bir çift farsça konuşuyordu. “İranlı mısınız” diye sordum, hayır “Afganistanlıyız” dediler. Meğer Afganistan’ın da bir kesimi farsça konuşuyormuş. Dillerimiz birbirine yakın. Kadın şöyle dedi, “bist penç sal denmark …..”. 25 yıl Danimarka’da yaşıyormuş. Kürtçede de 25 yıl, bist penç sal demek...

Kam Air yolcu uçağıyla geldik. Özel sektöre ait. Kaptan uçmadan önce "subhanellezi sehhara lena" ayetini okudu. Öyle hoşuma gitti ki... Ayetin meali şöyle: “Bu bineği emrimize veren Allah eksik sıfatlardan münezzehtir. Dönüşümüz O’nadır”


Kürtçe bilmemden dolayı birçok farsça kelimelerin bazılarını anlıyordum.

Başkent Kabil’i kuzey illerine bağlayan tek yol var, Hindikuş dağlarının arasından çıkıp gelen. Bu yolu da Ruslar yapmış vaktiyle. Şu an öyle berbat haldeki adı yol. Özellikle dağ yolu böyle. Çok ciddi bir ticaret yolu aynı zamanda. Her gün yüzlerce tır gidip geliyor. Kömür taşıyorlar Pakistan’a ve diğer ürünler.

“Aheste” kelimesi yavaş anlamında kullanılıyor. Soğana “piyaz” diyorlar, çobana da çopan.

Orta yaşlı bir hacı amca da buradaki yardım çalışmalarına eşlik ediyor gönüllü olarak. Üstelik hali vakti yerinde. Buradaki konjoktürde bizim için sigorta görevi görüyor. Yardım dağıtımları esnasında bir an bile bizi yalnız bırakmadı. Yanındakiler ona “Hacı Sahib” diye hitap ediyorlardı.

Şair yazar dilbilimci Abdulkadir Salihi adında bir güzel insanla da tanıştık. Kendisi Herat’tan geldi bizlere destek oldu. Orada Sevgievi adlı yardım derneğinin başkanı. Ailece Herat’ta yetim ve yoksul çocukların eğitim işlerini yürütüyorlar. Ülkesine sadık. Hizmet etmeye istekli. Ufku açık biri. Ali Şeriati çizgisinde.

Usame bin Laden’e Afgan halkının sıcak bakmadığını söyledi refakatçi kardeşimz ama Abdullah Azzam’a değer verdiklerini söyledi. Gerçekten Abdullah Azzam’ı tanımalıyız.

Peştun, Tacik, Özbek çekişmesi maalesef devam ediyor. Taliban bu konuda ufuk sahibi değil gibi Allah bilir. Ümmet bilinci çok önemli.

10 saattir yoldayız ve daha var. Kabil'den Mezar-ı şerif arası 12-14 saat. Yollar tek şeritli ve dar. Bu yol Pakistan'dan Özbekistan'a giden tek ticari yol ve özellikle dağ yolu berbat çukur ve çamur.. Rusların işgal zamanı yaptığı yollar ve tüneller hala kullanılıyor. Yani Ruslar işgal etmese belki yol olmayacak. Zira dağlar çok yüksek ve geçidi zor. Bu nedenle Türkiye'deki yolların otobanların önemini daha iyi anladım.

Savaşlar, iç savaşlar, mezhep ve ırk kavgaları ülkeleri bitiriyor. Vah ki vah.. Müslümanlar kendi ülkelerinde uyanık olmaları gerekiyor. Irkçılığa ve mezhepçiliğe prim vermemeli. Bizi düşmana hazır lokma yapan mikroplardır bunlar. Afganistan gözler önünde. Perişan bırakılmış bir ülke. İstikrar ve iç bütünlük çok önemli. Zira bela gelirse herkesi vurur.

Taliban’ın önünde büyük imtihanlar var. Devlet olmak en az savaşmak kadar zor bir durum. Barış zamanlarında da istikrarı korumak ve halka güvenlikli/güvenilir ortam bırakmak çok önemli. Aksi halde kaos bitmez.

Maalesef Pakistan ile Afganistan'ın arası kötü. En azından yol arkadaşımız öyle dedi. Pakistan tahakküm gösteriyor. Mevcut Taliban ise Pakistan’a pek itiraz edemiyor. Bu arada İran’ın da ülkeyi rahat bırakmadığını söyledi arkadaşımız. Tabi bu bilgileri iyi teyid etmek gerek.

Şehirlerin duvarlarında ve güvenlik noktalarında Lailahe İllallah lafızları büyük puntolarla yazılmış. Bununla beraber "estağfirullah", "hasbunallah", "subhanallahi ve bihamdihi" zikirleri de yazılı. Zaten şu an sadece gönderde Kelime-i Tevhid bayrağı dalgalanıyor.

Amerika büyükelçiliği önünde foto çektik. Dev gibi kapının üstüne yine kelime-i tevhid yazmışlar. Tabi bu yazılar hoş güzel. Lakin pratikler de bu sözlere göre olmalı. Sadece yazmak ve dalgalandırmak yetmiyor.

Mezar-ı Şerif’teki kültür müdürüne dedim, ülkenizde Amerikan büyükelçiliği yok, aslında bu da bir çeşit özgürlük. Bunu iyi değerlendirmek gerek.  

Afganistan'da farsça etkin bir şekilde kullanılıyor. Ana dilim olan kürtçe ile anlaşmakta nerdeyse zorlanmıyorum. Özellikle rakamlar ve temel basit kelimeler nerdeyse aynı. Ayrıca Osmanlıca okuma bilgisi ile tabelalar da okunabiliyor kısmen.

Bacanağa “bace”, foto çekmeye “aks” diyorlar. Kürtçe ile birebir aynı olan kelimeleri:

Megrî:ağlama / Pirpar:semiz otu / Genim:buğday / Ziman:dil / Çira:niçin / Çend:kaç(adet)  / Nîzîk:yakın / Çep: sol / Mast:yoğurt / Xweda bitirse:Allah'tan kork / Bigre: tut

Bunlar gibi çok kelime var tıpatıp aynı. Sayılar zaten tümüyle aynı. Kürtçe ile farsçanın kardeşliği son derece belirgin.. Kültür müdürlüğünün tabelasında “ferheng” yazıyor. Kürtçe’de ise “sözlük” demek.

Afgan dilinde birbirlerine sevgi dili ile hitap ederken, Mader can (anacığım), İhsan can (ihsancığım), Baba can (babacığım) şeklinde sonuna "can" ifadesini ekliyorlar. Gayet hoş sıcak bir hitap şekli oluyor.

Belê diyorlar "evet" anlamında. Kürtçe'de de kullanıyoruz. Arapça'da da var bu ifade.

Mezar-ı Şerif vilayetine bu ismin verilmesinin sebebi Hz. Ali'nim kabrinin buraya taşınması olayı. Büyük bir cami ve arkasında mezar var.

Afganistan'da tıpkı Adıyaman'da olduğu gibi tut ağaçları var. Mis gibi tut kokusu geliyor. Ayrıca Afganlar gülleri seviyor. Burada çiçek fideleri satılıyor. Evlerin bahçelerinde ve çarşı merkezlerinde gül dikmişler.

Burada dövizcilerin bir kısmı ayaküstü bu işi yapıyor. Elinde birkaç deste para afgani ve dolar. Sesleniyorlar. Tuhafıma gitti. 1 dolar 80 Afgani.

Şehir içi taşımacılık ise birkaç kişi alan küçük kapalı motorsikletlerce yapılıyor. Şehir içi otobüsleri yok. Bisiklet ve motorsiklet de yaygın. Arabalar genelde eski model Toyota. Daha doğrusu Toyota marka dışında araba hiç görmedim.

Caddelerde yer yer benzin kokusu alabilirsiniz. Zira benzin 5 litrelik damacanalarda satılıyor. Seyyar petrol istasyonları var, bakkallar gibi.

Üçüncü günümüzde Mezar-ı Şerif’te iken maalesef şii camisinde iki patlama oldu. Ümmetin bu hali ne olacak? Deaş’ın yaptığı söylendi. Galiba Amerika Daeş eliyle burayı rahat bırakmayacak.

Sulu olmayan yiyecekleri elle yiyorlar. Kültürel bir durum dediler. Burka da kültürel. Herkes burka giymiyor. Ancak şu var ki açık saçık giyim yok. Maalesef bu anlamda Türkiye berbat halde. Kız çocuklarının okula gittiklerini gördük. Ayrıca Mezar-ı  Şerif’te Belh üniversitesi var.

Mezar-ı şerif bölgesinden iki alimle tanıştık. Biri Malezya'da İslami ilimler okumuş, burada üniversite hocası ismi Dr. Hamidullah Necip. Diğeri ise bölgede tanınmış bir alim ismi Seyyid Sehi Can. Özel lisesi var. Bu alimler mutedil, ümmetin birliğini savunan mezhepçiliğin ve kavmiyetçiliğin müşkilat olduğunu belirten alimler. Hasan El Benna, Mevdudi, Kutub, Nursi, Fethi Yeken, Kardavi alimlerini tanıyan ve kitaplarını okumuş alimler. Burada devlet okulu var ama özel okullar da yaygın.

Burada dilenciler (gördüklerim hep kadındı) yolun ortasında oturuyor. Tehlikeli durum bir durum arzettiği halde ne geçen arabalar korna çalışıyor ne de halktan birileri çekilin diyor. Bu gibi durumlarda zabıtanın önemini anladık.

Karayolunda ilerlerken Rus işgali döneminden kalma tank gördük, artık çocuklar için oyuncak olmuş. Bir yerde ise kurşunlanmış Amerikan jipi gördük. Dağlar o kadar yüksek ki, düşmanın ilerlemesi çok zor. Bu nedenle Afganistan’da düşman hezimetle geri dönmüş.



Mihmandarımız Muhammed İhsan ve eşinin ailesi bizi öyle ağırladılar ki on yıldızlı otel diyebilirim. Ramazan ayı üstelik. Afganlar kültürlü insanlar, sadece savaşın getirdiği fakirlik ve cehalet onları perişan etmiş. Buna rağmen gerçekten orda sıcak karşılandık ve kendimizi yabancı hissetmedik.

Mezar-ı Şerif bölgesinin diğer adı Belh bölgesi. Konya’da medfun olan Celaleddin Rumi burada doğmuş. Onun babasına ait kalıntı medreseyi gördük. Ayrıca kabrini. Tika burayı restore edecek.

Maarif Vakfı ve Tika’nın izlerini gördük. Ülkemizin buraya uzanan hizmetleri var. Mezar-ı Şerif Başkonsolos’u bizi iyi ağırladı, ilgilendi.



Maarif Vakfı'nın Mezar-ı Şerif'teki Erkek Lisesi'nde iftar yaptık başkonsolumuzun davetiyle. Bu genç Talibanla tanıştık. Yetimhane müdürü. 19 yaşında Karzai döneminde hapse atılmış. Taa bugüne kadar. Özbek asıllı. Türkçe anlıyor. Mevdudi, Benna, Kutub gibi alimleri okumuş. Ama medreselerinde okutmuyorlar ve "okumayın" demişler. Malum zihniyet. Bu genç okumuş ama. Dikkatle dinledi beni. Ümmet ve zamanın ruhu vs çerçevesinde sohbet ettik. "İçimizde benim gibiler az sayıda" dedi. Yani farklı okumaları yapan ve zamanın ruhuna dikkat kesilen.. Hasılı Talibanın hem katı mezhebi algısı hem peştuncu yönü hem de insana yaklaşma biçimi umudu azaltıyor. Ancak geçmişine nazaran değişimin de olmuş olması umudu az da olsa olumlu etkiliyor.

Patlamadan dolayı iki erken gelmek zorunda kaldık Türkiye’ye. Üzüldük tabi. Mihmandarlarımız bizi havaalanının içine kadar getirdiler. Şoförümüz Emanullah, mihmandarımız Muhammed İhsan, dilbilimci Abdulkadir Salihi, sigortamız Hacı Sahib, Muhammed İhsan’ın kayınbabası ve diğerleri bizi çok güzel ağırladılar ve hiç yormadılar. Kültürlü olduklarını gösterdiler. 

Ezgilerde hep andığımız Afganistan’a bizzat giderek gördük ve gerçekten bizim için ufuk açıcı oldu. İnşaallah bu fırsatı kaçırmaz Taliban. İslami yönetim mantığının şefkatli, adaletli yüzünü gösterir. Ekonomide ve sosyal hayatta istikrarı sağlar.

İnşaallah infak ehlinin yardımlarıyla orada eğitim faaliyetleri için bu defa yardımlar ulaştırmak istiyoruz. Allah’a emanet olunuz.











YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Ş. Taşdelen
    1 ay önce
    Ne güzel notlar. İslam ümmetinin coğrafyasını gezmek görmek ve yardım etmek kesinlikle ve çok önemli. Afganistan'ı birinci elden dinlemek ve anlamak çok kıymetli. Ayrıca Afganistan'ın yardımlarımıza da ihtiyacı had safhada. Emeğinize, gayretinize sağlık. Rabbim bereketlendirsin çabalarınızı... Bilgilendirdiğiniz için de çok teşekkürler.