Reklam
Eğitim ve Öğretimin Anahtar Kavramı: Problem/Sorun/Müşkilat
Mustafa Tosun

Mustafa Tosun

Eğitim ve Öğretimin Anahtar Kavramı: Problem/Sorun/Müşkilat

13 Haziran 2020 - 19:10

 Başlığı da şöyle de yazabilirdik: Eğitimin Çözümü, Problemdir.
"Müşkilat", "Problem", "Sorun" ve türevi olan diğer kelimelerin zihin dünyamızda negatif yer ettiğini biliyorum. Ancak ben, Teknoloji ve Tasarım öğretmenliği yaptığım sürede sevmeye başladım bu kelimeleri ve aslında işin sırrının ilk başta bu kelimeleri anlamak, kavramak olduğunu anladım. 

Meğer bizi geliştiren ve potansiyelimizi ortaya çıkaran şey, hayatta karşılaştığımız hangi tür olursa olsun "Problem"lermiş. Rabbimizin kurduğu denge böyle. Bu notları yazarken şu söz geldi aklıma: "Konfor çürütür." Bu söz de meramımı diğer yönden ifade ediyor.  

Hayatında problemleri çözdükçe gelişeceksin, geliştikçe mutlu olacaksın ve yine geliştikçe başka problemlerle karşılaşacaksın. Zıtların birbirini çekmesi burada da tecelli ediyor. Problem tasa doğurur, onu çözmek ise mutluluk. O halde "mutluluk için problem gerekir" sonucunu elde etsek yanılmış olmayız umarım. Kanaatimce bu denklem ilahi bir denklem. Kaçış yok. Yatmak da yok. Sloganımız ise "yapacak bir şey yok" değil "yapacak çok şey var" olmalıdır. 

Sizlerle paylaştığım bu fikrim aslında  hayatı okuma biçimidir. Kabul edersiniz ki bir şeyi yanlış okursak, doğru anlam çıkaramayız. Doğru okuma yapmayınca hayattaki problemlerin ağır yükü altında ezilmek kaçınılmaz olacak. Problemlerin altında ezilince doğal olarak çözüm de olmamış olacak ve tabi ki mutluluk da... 

Eğitimi ve öğretimi, problemler/sorunlar üzerinden başlatmak kalıcılığını daha da arttıracak ve  maksadın gerçekleşmesini sağlayacak. Bu nedenle öğrenciyi bilgi ile karşılaştırmadan önce kanaatimce problemle/sorunla karşılaştırmak gerekir, hatta problemle/sorunla cedelleşecek kadar baş başa kalması gerekir.

Problemden kastım hazır matematik problemi değil, bizzat hayatın içinden alınan ve öğrencinin seviyesine indirilen bir sorun. Aksi halde insan zihni bilgiyi alma gereği duymuyor, "bana gerekmeyen bilgiyi niye alayım ki" diyor ve dolayısıyla öğrenme hakkıyla gerçekleşmiyor. Sadece sınav zoruyla...

Problem/Sorun derken de hayatta türlü türlü çeşitleri var. Sadece zihni meşgul eden, ya da sadece bedeni, ya da her ikisini aynı anda... Daha da alt birimlere inersek, sosyal, siyasal, ekonomik, ailevi, bireysel, toplumsal... Kısacası hayatın karmaşasına göre derece derece problemler, sorunlar var. İstesek de istemesek de var. Teslim olmadan ve altında ezilmeden yüzleşme cesaretinin de gerekli olduğunu belirtmiş olalım....

Kendi çocuklarımızı da hayat okuluna hazırlarken problemlerle karşı karşıya gelmesine izin vermeliyiz. İster zihnen, ister bedenen iyice yorulmalılar problem karşısında. İşte tam bu yorulmadan sonra problemi çözen bilgiyi verirseniz, o zaman kalıcı hale gelir o bilgi ve üstelik üretken hale de getirir insanı. 
 
Eğitim sistemimizi ve sınıftaki öğretimimizi bu minvale çekmeliyiz. Öğrenciye hemen "haydi yazın, beni dinleyin", diyerek derse başlanmamalı. Bilakis konuyla ilgili ve hayattan alınarak "şurada şöyle bir problem var" diyerek problemi çocuğun hayal dünyasında somut olarak yerleştirip cedelleşmesini sağlamak gerekir. 

Problemin durumuna, konunun büyüklüğüne göre günlerce veya haftalarca da sürebilir. Bu cedelleşmeden sonra bilgi verilirse o zaman kalıcı olacağına inanıyorum. Ben elimden geldiği kadar bunu yapmaya çalışıyorum. Ve devam eden kendi öğrenim hayatım üzerinden manzarayı böyle görüyorum. Bakıyorum aslında bilgiyi elde etmek zor değil, ama beyin istekli değil o bilgiyi almaya, öğrenmeye, sadece sınav zoruyla yöneliyor. O da sınav bitince bitiyor.

Hasılı "çözüm, problemde". Problemi hissetmekte, anlamakta ve kabul etmekte. Problemi hissetmeyen, hayatta oluşturduğu tıkanıklığı görmeyen onun çözümüne nasıl ve niçin yönelsin. Bizler çocuklarımıza hayatın aslında problemler yumağı olduğunu hissettirmiyoruz. Dolayısıyla onlar da bilgiyi elde etmeye, akılda tutmaya ve pratiğe dökmeye istekli olmuyorlar. 

Bilgiyi sınav zoru ve çevre baskısı ile tutan da sadece onu taşıyor, bir miktar iş için kullanmak yeterli oluyor maaşlı olmak için. Onu da yapmak zor değil. Ama tutulan o bilgi o kişiyi üretken yapmıyor. "Toplumsal rol ve sorumluluk alan" yapmıyor. Hele de maaş varsa artık hiç bir şeye gerek yok modu aktifleşiyor. Oysa eğitimli insan toplumla ilgilenen ve toplumu da gücü yettiği kadar fıtrat doğrultusunda değiştirmeye çalışan insandır, maaşın kapsamına girmese de bu rol...

Söz uzar, yazı da akar. Sözü kısaltmak, yazıyı da durdurmak en makbulü. Umarım meramımı anlatabilmişimdir. Selam ve dua ile. 
Yanıldığım noktalar olabilir. Anlattıklarımın meselenin bir ucu belki. Hepsi değil. Tamamlayıcı ve eleştirel fikirlerinizi beklerim.

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Yunus
    3 hafta önce
    Mesela Yazarı Ernst Alexander Rauter Olan ''Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur'' Kitabından bir kesit. ''Ekonomik olguların ve sonuçlarının, tüm yaşamımızı ''Özel'' bölümlerine dek biçimlendirmesine karşın, okulda ekonomik işleyişi öğretmezler. Çıkarlarımızla böylesine ilintili olan bir dersin büyük bölümü gizli kalır. Öğretmenlerin ekonomik konularındaki bilgisizliği en az öğrenciler kadardır. Burada eğitim planlayıcılarımızın kimler olduğu konusunda bir ipucu var.''
  • Yunus
    3 hafta önce
    Bu dediğinizin dört duvar arasındaki havasız ve sıkıcı zorunlu eğitimin olduğu kurumlarda olması imkansız. İlk problem bu.