İş hayatı, yalnızca bir geçim kaynağı değil; bireyin potansiyelini gerçekleştirdiği, toplumsal fayda ürettiği ve kimliğini inşa ettiği devasa bir ekosistemdir. Ne var ki bu ekosistemin sağlıklı olabilmesi tek bir temel direğe bağlıdır: Yetiye göre değerlendirme.
Bir bireyin sahip olduğu yetenek, eğitim ve donanımın (yeti), üstlendiği sorumluluklarla örtüşmemesi hem kişi hem de kurumlar için telafisi güç sonuçlar ya da sadece yapılması gerekli ama mutsuzlukla yoğurulan bir iş hayatı ortamı doğurur.
Bir insan, sahip olduğu yetkinliklerin fark edilmediği veya bu yetkinliklerini kullanmasına izin verilmediği bir ortamda çalışmak zorunda kaldığında, iş hayatı bir "bekleme odasına" dönüşür. Yetiye uygun değerlendirilmeyen insan bazı sorunlar yaşamaya başlar.
Örneğin; kişi, emeğinin ve bilgisinin karşılık bulmadığını gördüğünde kuruma olan bağını yitirir ve bir aidiyet kaybı yaşar. Bu durum, çalışma arkadaşlarıyla olan sosyal etkileşimi de zayıflatarak bireyi iş yerinde bir "yabancı" haline getirebilir. Yapabileceği şeyler yaptıklarından çok daha fazlası iken, rutin ve yetersiz işlerle sınırlandırılmak, yaratıcı enerjisini söndürür ve bu, zamanla "öğrenilmiş çaresizliğe" ve mesleki körelmeye yol açar. Yeteneklerin hor görülmesi veya görmezden gelinmesi; değersizlik hissi, stres ve uzun vadede tükenmişlik sendromu (burnout) riskini beraberinde getirir.
Madalyonun diğer yüzünde ise, sahip olduğu donanıma ve yetisine uygun pozisyonlarda istihdam edilen, yetenekleri takdir gören bireyler yer alır. Bu uyumun yakalandığı noktada iş, bir yük olmaktan çıkıp bir tutkuya dönüşür. Kişi, bildiği ve sevdiği işi yaptığında hata payı azalır, verimlilik ise geometrik olarak artar. Bu odaklanma, beraberinde kaçınılmaz bir başarıyı ve kariyer basamaklarında sağlam adımlarla ilerlemeyi getirir. Yetisinin farkında olunduğunu hissetmek, bireyin özgüvenini besler. İş günü bittiğinde duyulan "faydalı olma" hissi, kişinin genel yaşam kalitesine doğrudan pozitif yansır ve kişi tatmin olmuş bir ruhun huzuruna varır.
Sadece yetkin bireyler, mevcut sistemin eksiklerini görebilir ve üzerine yeni bir tuğla koyabilirler. Alanına hâkim bir zihin, rutini tekrar etmekle yetinmez; iş akışını kolaylaştıracak yenilikler geliştirir, çözüm odaklı projeler üretir ve çalıştığı kurumu ileriye taşır.
Toplumların ve kurumların gelişimi, insan kaynağını ne kadar doğru yönettiğiyle ölçülür. Bir edebiyatçının kelimelerindeki gücü, bir teknisyenin elindeki ustalığı veya bir yöneticinin stratejik zekasını doğru yerde konumlandırmak sadece bir yönetim tercihi değil, aynı zamanda bir etik sorumluluktur.
Unutulmamalıdır ki; bir insanı yetisinin altında çalıştırmak sadece o kişinin vaktini çalmak değil, o yeteneğin üretebileceği tüm güzelliklerden mahrum kalmayı göze almaktır. Mutlu bir iş hayatı ve güçlü bir gelecek için pusulamız her zaman "yeti ve liyakat" olmalıdır.
Sonuç olarak: doğru insanlar, doğru alanlarda değerlendirilse, ulaşılan sonuçlar da doğru olacaktır.
Fazile Aşar Aydınalp
Yorumlar
Kalan Karakter: