Son yıllarda önüne gelen herkes kendisini “kanaat önderi” ilan ediyor. Oysa kanaat önderliği, kişinin kendi kendine aldığı bir unvan değil; toplumun verdiği bir değerdir.
Bir olay yaşandığında, bir anlaşmazlık çıktığında ya da insanlar çözüm aradığında sizi arıyor, fikrinize başvuruyor, sizi hakem ve rehber olarak görüyorsa işte o zaman kanaat önderliğinden söz edilebilir.
Kanaat; en temel anlamıyla kişinin sahip olduklarıyla yetinmesi, elindekilerden hoşnut olması ve fazlası için hırs yapmamasıdır. Ancak bugün ne yazık ki bu kavram ters yüz edilmiş durumda. Baktığınızda nerede servetiyle öne çıkan, mal varlığıyla güç devşiren, hatta bazı yerlerde tefecilikle anılan insanlar varsa, “kanaat önderi” olarak sunulabiliyor.
Oysa kanaatin özünde hırs değil ölçü, menfaat değil vicdan, biriktirmek değil paylaşmak vardır. Gerçek kanaat önderi; malıyla değil sözüyle, servetiyle değil itibarıyla toplumda karşılık bulan kişidir.
Kanaat önderi topluma yön gösterendir. Toplumun sorunlarını kendi çıkar dünyasında değerlendirmeyen, olaylara adalet terazisiyle yaklaşan kişidir. Kapısı çalınan, sofrası kurulan, sözü dinlenen ve insanların güven duyduğu insandır. Kanaat önderliği; makamla, servetle ya da kalabalıklarla değil, güvenle ve saygınlıkla kazanılır.
Kanaat önderliğinde eğitim, bilgi ve donanım da olmazsa olmazdır. Bir arazide ölçüm yapacaksanız, geometriyi, matematiği ve tekniği bilmiyorsanız doğru sonuca ulaşamazsınız. Bir kan davasını sona erdirmeye çalışıyorsanız; iletişim beceriniz güçlü değilse, ikna kabiliyetiniz yoksa ve insanları ortak bir noktada buluşturacak çözüm yöntemleri üretemiyorsanız başarı sağlayamazsınız.
Bu nedenle kanaat önderliği sadece bir makam, bir unvan, bir soyadı ya da maddi güç meselesi değildir. Sadece dini bilgiye sahip olmak, şeyhlik ya da hocalık yapmak da tek başına kanaat önderi olmaya yetmez. Çünkü toplumun sorunlarını çözmek; bilgi, tecrübe, adalet duygusu, sağduyu ve güçlü iletişim becerileri gerektirir.
Bu noktada kitle psikolojisini de göz ardı etmemek gerekir. Fransız sosyolog Gustave Le Bon’un dikkat çektiği gibi; “Birey kalabalık içinde bilinçli kişiliğini yitirir. Önderin düşüncelerine uyar ve hipnotize olur.”
İşte bu nedenle kanaat önderliği büyük bir sorumluluktur. İnsanlar sadece sözlerinizi dinlemez; olaylara bakışınızdan, tutumunuzdan ve verdiğiniz mesajlardan da etkilenirler. Bu gücü elinde bulunduran kişinin bilgiyle, adaletle ve vicdanla hareket etmesi gerekir. Aksi halde kanaat önderliği, topluma yol gösteren bir rehberlik olmaktan çıkar, sorgulanmayan bir otoriteye dönüşür.
Burada kendime şu soruları da sormadan edemiyorum:
Kanaat önderliği cinsiyet ayrımcılığına müsait bir alan mıdır? Bugüne kadar neden çok az kadın kanaat önderi gördük? Toplumun yarısını oluşturan kadınların bilgi ve tecrübeleri neden bu kavramın içinde yeterince yer bulamıyor?
Ya da kanaat önderliği belirli bir yaşam tarzının tekelinde midir? İnsanların zevkleri, tercihleri ve dış görünüşleri bu sıfatı taşımalarına engel midir? Örneğin bugüne kadar dövmeli bir kanaat önderiyle pek karşılaşmadık. Bunun sebebi gerçekten liderlik vasfının eksikliği mi, yoksa toplumun önyargıları mı?
Bir başka soru da şu: Kanaat önderliği mal varlığıyla mı ölçülür? Bu sıfatı taşıyabilmek için zengin olmak şart mıdır? Çünkü çevremize baktığımızda çoğu zaman serveti olanların öne çıkarıldığını görüyoruz. Ben ise bugüne kadar fakir, gariban ama sözüne güvenilen insanların neden kanaat önderi olarak kabul edilmediğini merak ediyorum.
Günümüzde dikkat çeken başka bir durum daha var. Birileri birkaç fotoğraf çekip ortaya geçiyor, ardından “Şu aileler arasındaki anlaşmazlık, şu isimlerin girişimleriyle giderilmiş, husumet sonlandırılmıştır” şeklinde paylaşımlar yapılmasını istiyor. Sanki kanaat önderliği sosyal medya görselleriyle, etiketlerle ve paylaşımlarla kazanılan bir sıfatmış gibi…
Oysa gerçek kanaat önderliği reklamla oluşmaz. İnsanlar size bu sıfatı veriyorsa anlamlıdır; kişinin kendi kendine ilan etmesiyle değil.
İnanın, gördüğüm birçok örnekte bazı kişiler ancak kendi ailesine önder olabilecek durumdayken, kendilerine “kanaat önderi” denilmesini arzu ediyor. Oysa kanaat önderliği istemekle değil, toplumun gönlünde yer edinmekle kazanılır.
Gerçek kanaat önderi; bilgisiyle yol gösteren, aklıyla çözüm üreten, adaleti gözeten, insanları ikna edebilen ve toplumun güvenini kazanmış kişidir. İnsanları peşinden sürükleyen değil, onlara doğru yolu gösterebilen kişidir.
Benim kanaatimce; sadece para, nüfuz, sopa kültürü veya körü körüne bağlılık üzerine kurulan bir önderlik, gerçek anlamda kanaat önderliği değildir. Çünkü kanaat önderliği güçten değil güvenden, zenginlikten değil bilgelikten, korkudan değil saygıdan beslenir.
Kanaat önderi olmak isteyen çoktur; ancak toplumun gerçek anlamda kanaatine mazhar olan insan sayısı her dönemde çok azdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: