Medyaya yansıyan görüntüler, bir mezuniyet töreninden çok, tahammülün ve özgürlüğün sınandığı bir sahneyi gözler önüne serdi. Bir öğrenci, Kur'an-ı Kerim'den bir ayetin yer aldığı pankartı açtı. Ardından bazı öğrenciler, o pankartın görünmesini engellemek için bir duvar örercesine önünde toplandı.
Pankartın açılması doğru muydu, yanlış mıydı? Bu elbette tartışılabilir. Ancak asıl sorgulanması gereken, bir düşüncenin neden tahammülsüzlükle karşılandığıdır. Üniversite, farklı seslerin yankı bulduğu bir mekân mıdır; yoksa yalnızca kendi sesini duymak isteyenlerin oluşturduğu bir yankı odası mı?
Her mezuniyet döneminde öğrenciler pankartlar açar. Kimi tebessüm ettirir, kimi düşündürür, kimi eleştirir, kimi umut verir. O pankartlar, yalnızca birkaç cümleden ibaret değildir; bir neslin dünyaya bıraktığı kısa notlardır. Gençlerin nerede durduğunu, neye inandığını ve nasıl bir gelecek hayal ettiğini anlatan sessiz manifestolardır. En belirgin örneği ise ODTÜ'nün mezuniyet töreninde öğrencilerinin taşıdıkları pankartlardır. Her yıl yeni bakış açılarıyla gündeme gelir.
Yeditepe Üniversitesi mezuniyet töreninde ortaya çıkan görüntüler, ifade özgürlüğü adına düşündürücü bir tablo sundu. Farklı düşüneni susturmayı marifet sayan bir anlayışın, özgürlükten söz etmesi kendi içinde büyük bir çelişkidir. Çünkü özgürlük, yalnızca kendi düşünceni dile getirebilmek değil; katılmadığın düşüncenin de var olma hakkını savunabilmektir.
Üniversiteler diploma dağıtan kurumlar olmanın ötesinde, zihni özgürleştiren ve ufuk açan mekânlar olmalıdır. Eğer mezuniyet kürsülerinden geriye tahammülsüzlük kalıyorsa, üzerinde düşünmemiz gereken yalnızca gençlik değil; o gençliği yetiştiren eğitim anlayışıdır.
Çünkü bir toplumun geleceğini, fikirlerin susturulduğu amfiler değil; fikirlerin özgürce konuşulduğu üniversiteler inşa eder.
Yorumlar
Kalan Karakter: