Son yıllarda mantar gibi çoğalan yardım kuruluşları, ilk bakışta toplumsal bir dayanışma gibi sunulsa da aslında bu tablo, sosyal devletin yapısal aşınmasını gizleyen bir makyajdan ibarettir. İnsanların birbirine el uzatması şüphesiz kıymetlidir; ancak bir toplumda yardım kuruluşlarına duyulan ihtiyacın bu denli artması, kutlanacak bir başarı değil, sistemin işleyişine dair ciddi bir alarm sinyali olduğu da belirtmek gerekir.
Eğitim, sağlık, barınma ve gıda gibi temel ihtiyaçların yardım paketlerine indirgenmesi, devletin anayasal güvence altında sunması gereken bu haklar, sivil toplum aracılığıyla bireylerin iyi niyetine ve insafına bırakılmış lütuflara dönüşmektedir. Vatandaş, hakkı olanı talep eden özne konumundan; kendisine uzatılacak yardım elini bekleyen edilgen bir muhtaç konumuna itilmektedir. Bu dönüşüm, sosyal hakların içini boşaltmakta ve devletin asli sorumluluklarını yerine getirmemesini gizlemektedir.
Toplumun ihtiyaç; toplumsal sorunlara kökten çözümler üretecek, politika geliştirecek uzmanlık temelli sivil toplum kuruluşlarının (insan hakları, çevre, eğitim reformu vb.) yerinde sayması, buna karşın sadece dağıtım odaklı yardım derneklerinin hızla artmasıdır. Bilgi ve uzmanlık gerektiren savunuculuk faaliyetleri yerine, sadece yoksulluğu yöneten ve onu sürdürülebilir kılan bu yapıların çoğalması, toplumun entelektüel ve demokratik gelişiminin de göstergesi.
Sürekli yardıma dayalı bu ekosistem, yoksulluğun yapısal nedenlerini (işsizlik, adaletsiz gelir dağılımı vb.) ortadan kaldırmak yerine, yoksulluğu kurumsallaştırmaktadır. Bireyi kendi ayakları üzerinde durmaya teşvik etmek yerine, onu sisteme ve belirli yapılara bağımlı kılan bu model, bir yoksulluk yönetimi mekanizmasına dönüşmektedir. Üstelik denetimden uzak, şeffaflığı tartışmalı bu kuruluşların sayısındaki kontrolsüz artış, toplumsal güveni de zehirleme riski taşımaktadır.
Yardım kuruluşları, güçlü bir sosyal devletin alternatifi veya eksik parçaları tamamlayan birer yama olamazlar. Sivil inisiyatif, devletin yetmediği yerde geçici bir pansuman değil; hak temelli politikaları denetleyen ve geliştiren bir güç olması gerekmez mi?
Unutulmamalıdır ki; gerçekten güçlü bir toplum, yardımlarla ayakta tutulan değil, hakları devlet güvencesiyle korunan özgür bireylerden oluşur. Sosyal adaleti hayırseverlik paketlerine sığdırmaya çalışmak, sadece sorunu halı altına süpürmektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: