İnsanoğlu, düşünen bir varlık… Tarih boyunca aklıyla medeniyetler kurmuş, bilim üretmiş, şehirler inşa etmiş ve hayatı anlamlandırmaya çalışmıştır. Ancak bütün bu düşünsel birikime rağmen, insanın en büyük çıkmazı yine kendi içinde saklı kalmıştır. Çünkü insan, çoğu zaman bildiği doğruyu yaşamaz; makul olanı görse bile ihtiraslarının peşinden gitmekten vazgeçmez.
Bugün modern insanın en temel sorunlarından biri de tam burada başlamaktadır. Bilgi artmış, teknoloji gelişmiş, imkânlar çoğalmıştır; fakat insanın ruhsal derinliği aynı ölçüde gelişmemiştir. Hatta çoğu zaman ihmal edilmiştir. Duygularını anlamayı öğrenemeyen, iç dünyasıyla yüzleşemeyen birey; bastırılmış öfkenin, değersizlik hissinin ve eksiklik duygusunun esiri hâline gelmiştir.
İnsan, bastırdığı her duygunun bir gün başka bir kimlikle karşısına çıkacağını ya bilmiyor ya da bilmemezlikten geliyor. Bu durum kimi zaman kibir olarak, kimi zaman tahakküm arzusu olarak, kimi zaman da kendini merkeze koyan bir benlik duygusu olarak ortaya çıkıyor. Böylece kişi, kendisini olduğundan daha büyük görmeye başlıyor. Sıradan bir insan olmayı eksiklik sayıyor; sürekli üstün, ayrıcalıklı ve farklı görünme ihtiyacı hissediyor.
Oysa insanın olgunluğu, kendisini merkeze koymasında değil; kendisini doğru yerde konumlandırabilmesindedir. Fakat günümüz insanı, çoğu zaman “ben” duygusunu büyütürken “biz” duygusunu küçültüyor. Empati zayıflıyor, vicdan geri plana itiliyor, sorumluluk duygusu ise ağır bir yük gibi görülüyor.
En dikkat çekici taraf ise şu: İnsan, sergilediği davranışların sonuçlarını düşünmeyi bile çoğu zaman gerekli görmüyor. Çünkü ihtiras, kısa vadeli tatminler sunarken vicdanın sesini bastırıyor. Böylece kişi, kendi iç boşluğunu makamla, güçle, görünürlükle ya da alkışlarla doldurmaya çalışıyor.
Belki de insanın yeniden öğrenmesi gereken şey şudur: Gerçek gelişim, yalnızca aklın değil, ruhun da eğitilmesiyle mümkündür. Çünkü ruhsal olgunluk olmadan bilgi kibire, güç tahakküme, başarı ise yalnızca gösterişe dönüşebiliyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: