14 Nisan Salı günü Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde yaşanan olay, ilk bakışta bir “okul saldırısı” olarak kayıtlara geçti. Oysa geride kalan tablo, bundan çok daha derin bir soruna işaret ediyor. Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne, yaklaşık dört yıl önce okul ile ilişiği kesilmiş 19 yaşında bir açık öğretim öğrencisi tarafından düzenlenen saldırıda 4 öğretmen ve 16 öğrenci yaralandı. Saldırgan ise intihar girişimi sonrası hayatını kaybetti. Rakamlar soğuktur. Ama o okulun koridorlarında dolaşan korku, sınıflarda hissedilen sessizlik ve insanların gözlerindeki tedirginlik, sayılarla anlatılamayacak kadar derindir.
Dün sendikamızın yönetim kurulu üyesi bir arkadaşımla birlikte Siverek’teydim. İlçede genel merkez yönetim kurulu üyesi bir arkadaşımız da bizlere eşlik etti. Olayı birinci ağızdan dinledik. Tanıklarla konuştuk. Gördüğümüz şey şuydu: Olay bitmiş değil.
Pazartesi günü okullar açılacak. Kâğıt üzerinde her şey normale dönecek. Zil çalacak, dersler başlayacak. Peki gerçekten öyle mi?
Ne okul idaresi ne de öğretmenler bu sürece hazır görünüyor. Daha önemlisi, öğrenciler hazır mı? Veliler çocuklarını o kapıdan içeri göndermeye ne kadar gönüllü olacak? Asıl soru burada başlıyor. Çünkü eğitim sadece müfredattan ibaret değildir. Güven yoksa, eğitim de yoktur. Bir öğrenci kendini güvende hissetmiyorsa, öğretmen sınıfa huzurla giremiyorsa, o binanın adı okul olsa ne olur?
İlk günlerde devamsızlıkların artması kimseyi şaşırtmamalı. Ancak bu noktada başka bir sorun daha kapıda: Bu devamsızlıklar öğrencilerin sınıf tekrarına neden olacak mı? Travma yaşayan bir çocuğun yokluğu *disiplin* başlığı altında mı değerlendirilecek? İşte burada Millî Eğitim Bakanlığı’nın tutumu belirleyici olacaktır. Bu süreç, sıradan bir devamsızlık meselesi değildir. Bu, olağanüstü bir durumdur ve olağanüstü bir yaklaşım gerektirir. Devamsızlık yapan öğrencilere belirli bir süre uzaktan eğitim imkânı sunulabilir. Bu süreçte öğrencilerin günlük hayata yeniden uyum sağlayabilmesi için psikolojik destek sağlanmalı; gerektiğinde eğitim-öğretim yılının sonuna doğru telafi programları uygulanmalıdır.
Öte yandan, cuma günü hâl ve hareketleri şüpheli görülen bir veliye ilişkin iddialar da ilçedeki tedirginliği artırmış durumda. Yani mesele sadece yaşanmış bir olay değil; devam eden bir kaygı hâlidir.
Dün Siverek’te gördüğüm şey şuydu: Fiziksel yaralar sarılabilir. Ama psikolojik yaralar görmezden gelinirse derinleşir. Bu nedenle yapılması gereken açıktır: Bu süreci yalnızca *okullar açıldı* diyerek geçiştirmek değil, güveni yeniden inşa etmektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: