Son yıllarda aile kurumu üzerine yapılan tartışmaların ortak bir özelliği var: Herkes bir neden arıyor. Kimileri aile yapısındaki çözülmeyi yasal düzenlemelere bağlarken, kimileri de modernleşmenin kaçınılmaz sonucu olarak görüyor. Oysa sosyolojik açıdan bakıldığında, hiçbir toplumsal kurum tek bir nedenle değişmez.
Aile de bunlardan biridir.
Toplum durağan değildir. Sanayileşme, kentleşme, eğitim düzeyinin yükselmesi, iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve küreselleşme, aileyi de kaçınılmaz olarak dönüştürmüştür. Bugün yaşadığımız değişim, sadece hukuki düzenlemelerin değil; ekonomik, kültürel ve demografik dönüşümlerin ortak ürünüdür.
Bu dönüşümün en belirgin yansımalarından biri kadınların toplumsal hayattaki konumudur. Geçmişte aile içinde tanımlanan kadın rolü, bugün eğitim, meslek ve ekonomik bağımsızlıkla yeniden şekillenmektedir. Kadının çalışma hayatına katılması sadece bireysel bir tercih değil, aynı zamanda ekonomik zorunlulukların ve toplumsal gelişmenin doğal bir sonucudur. Günümüzde birçok aile için iki gelir artık lüks değil, yaşamı sürdürebilmenin temel şartlarından biridir.
Ancak burada gözden kaçırılan önemli bir nokta vardır. Değişen yalnızca kadın değildir; erkek de değişmektedir. Bir dönem ailenin tek ekonomik sağlayıcısı olarak görülen erkek, bugün artan hayat pahalılığı, değişen çalışma koşulları ve ekonomik belirsizlikler nedeniyle bu rolü tek başına sürdürememektedir. Böylece aile içinde roller yeniden tanımlanmakta, sorumluluklar daha fazla paylaşılmaktadır.
Sorun belki de değişimin kendisi değildir. Sorun, değişen koşullara uygun yeni bir aile kültürü geliştirememiş olmamızdır. Geleneksel beklentiler büyük ölçüde varlığını korurken, ekonomik ve sosyal hayat bambaşka bir yöne evrilmiştir. Kadın ve erkekten aynı anda hem geleneksel hem de modern rolleri eksiksiz yerine getirmeleri beklenmektedir. İşte çatışmanın önemli bir kısmı da burada ortaya çıkmaktadır.
Bugün aileyi korumak istiyorsak, tartışmayı "kim haklı, kim haksız" düzleminden çıkarmalıyız. Bunun yerine, değişen toplumsal gerçekliği doğru okuyarak aile içi dayanışmayı, karşılıklı sorumluluğu, adaleti ve ortak emeği nasıl güçlendirebileceğimizi konuşmalıyız. Çünkü güçlü aile, değişime direnen değil; değişimi doğru yönetebilen ailedir.
Yorumlar
Kalan Karakter: