Büyüme oranları, enflasyon hedefleri, istihdam verileri… Ancak çarşıda, pazarda, mutfakta ve maaş bordrolarında bambaşka bir tablo var. Vatandaşın gündeminde rakamlar değil, geçim derdi var.
Bugün çalışan da emekli de aynı cümlenin farklı öznesi hâline geldi:
Geçinemiyoruz.
Bir zamanlar emeklilik, yıllarca verilen emeğin karşılığı olarak huzurlu bir yaşamın başlangıcıydı. Şimdi ise birçok çalışan için emeklilik, gelir kaybı anlamına geliyor. Bu yüzden emeklilik hakkını elde etmiş binlerce kamu çalışanı ve işçi, isteyerek değil mecbur kaldığı için görevine devam ediyor. Çünkü biliyor ki emekli olduğunda eline geçecek maaş, insanca yaşamaya yetmeyecek.
Bu durum yalnızca bireysel bir tercih değildir. Ekonomik politikaların ortaya çıkardığı sosyal bir sonuçtur. Emekli olamayan her çalışan, aslında sistemin kendisine verdiği "Çalışmaya devam etmek zorundasın." mesajını yaşamaktadır.
Üstelik hayat pahalılığı yalnızca emekliyi ya da çalışanı değil, toplumun tamamını etkiliyor. Maaşlara yapılan artışlar daha hesaplara yatmadan eriyor. Elektrik, doğalgaz, kira, ulaşım ve temel gıda giderleri her geçen gün aile bütçesinden daha büyük pay alıyor. İnsanlar artık yatırım yapmayı değil, ay sonuna ulaşmayı başarı olarak görüyor.
Bir ülkenin gerçek zenginliği, yalnızca büyüme rakamlarıyla ölçülmez. Gerçek zenginlik; çalışanın emeğinin karşılığını alabildiği, gencin geleceğe umutla bakabildiği bir sosyal düzendir.
Bugün küçülen yalnızca ekonomi değildir. Alım gücü küçülüyor, umutlar küçülüyor, orta sınıf küçülüyor. En acısı da, insanların geleceğe dair hayalleri küçülüyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: