Bir ülkenin eğitim sistemi, sadece okulların varlığıyla değil, o okullarda kurulan ilişkilerin sürekliliğiyle ayakta durur. Hele ki söz konusu olan ilkokul çağındaki çocuklarsa, öğretmen yalnızca ders anlatan biri değil; aynı zamanda öğrenciye güven veren, yol gösteren ve dünyayı anlamlandırmalarına yardımcı olan bir figürdür.
Bu ilişki ağı çok önemlidir. Ve gelinen süreçte en çok ihmal ettiğimiz konu da budur. Bugün Türkiye’de de öğretmen açığını kapatmak için başvurulan yöntemlerden biri “ücretli öğretmenlik.” Kâğıt üzerinde bakıldığında bu uygulama, eğitim hizmetinin aksamasını önleyen pratik bir çözüm gibi görünebilir. Ancak sahaya inildiğinde durum çok daha farklıdır.
Ücretli öğretmenlik demek çoğu zaman geçicilik demektir. Geçicilik ise eğitimde kopuş demektir.
Bir ilkokul öğrencisinin her yıl, bazen aynı yıl içinde birden fazla öğretmen değiştirdiğine şahit oluyoruz. Her yeni gelen öğretmenle birlikte yeniden kurulan ilişki, yeniden oluşturulan sınıf içi düzen, yeniden oluşturulmaya çalışılan güven… Bu süreçte kaybolan zamanla birlikte; çocuğun öğrenme ritmi, motivasyonu ve aidiyet duygusudur. Oysa başka bir sınıfta, kadrolu bir öğretmenin yıllarca aynı öğrencilerle ilerlediğini düşünelim. Öğrencisini tanıyan, eksiklerini bilen, gelişimini takip eden bir öğretmen… Bu iki tablo arasındaki fark, yalnızca öğretmen statüsü farkı değildir; bir çocuğun kaderidir. Geleceğidir.
Eğer eğitim sistemi, bazı çocuklara süreklilik sunarken bazılarına ise yıllarca süren geçiciliği reva görüyorsa, burada artık bireysel değil kurumsal bir problem vardır. Elbette devlet, öğretmensiz sınıf bırakmamak için çözüm üretmek zorundadır. Ancak geçici çözümler kalıcı hâle geldiğinde, çözüm olmaktan çıkar; sorunun bir parçasına dönüşür. Şanlıurfa'da olan da budur.
Bugün ücretli öğretmenlik uygulaması, eğitim hakkını tamamen ortadan kaldırmıyor olabilir. Çocuklar okula gidiyor, ders görüyor. Ancak; aynı ülkede yaşayan diğer çocuklar gibi, aynı nitelikte eğitim alabiliyor mu? Evet demek mümkün mü?
Yasalarımız eğitim hakkını güvence altına alır. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ise bu hakkın çocuğun yüksek yararı gözetilerek uygulanmasını ister. Bu metinler yalnızca “okula gitme”yi değil, aynı zamanda eşit ve nitelikli eğitim hakkını da savunur.
Eğer bir çocuk sürekli değişen öğretmenlerle eğitim görmek zorunda kalıyorsa, bu durum en azından eşitlik ilkesinin ihlalidir. Belki bu, hukuken açık bir hak ihlali olarak tanımlanmayabilir. Ama sahadaki gerçeklik bize şunu söyler: Öğretmen değiştikçe çocuk kaybeder. Biz kaybederiz. Ülke kaybeder.
Yorumlar
Kalan Karakter: