Oysa bir entelektüelin, bir sanatçının yolu sessizdir. Onun arkasında yürüyen bir kalabalık yoktur; çünkü sunduğu şey kısa vadeli bir kazanç değildir. Sanat ve edebiyat, toplumu rahatlatmaz; huzursuz eder. Alışkanlıkları sorgular, kutsalları yerinden oynatır, ezberleri bozar. Bu yüzden geniş kitleler için risklidir. Sorgulamanın maaşı yoktur, eleştirinin kadrosu bulunmaz.
Toplum, faydayı merkeze aldıkça hakikat geri plana itilir. Güç, anlamın; sadakat, düşüncenin yerine geçer. Böyle zamanlarda siyasetçi makbul, sanatçı ise “gereksiz” görülür. Çünkü siyaset düzeni yeniden üretir; sanat ve edebiyat ise onu ifşa eder. İfşa ise konforu bozar, huzuru kaçırır.
Bu yüzden kalabalıklar iktidarın etrafında toplanır. Düşünen, yazan, üreten insan ise çoğu zaman kenarda kalır. Onun yalnızlığı romantik bir tercih değil, toplumsal bir sonuçtur. Toplum, kendisini onaylayan sesi alkışlar; kendisini eleştiren sesi susturmayı ya da görmezden gelmeyi seçer.
Ama tarih bize şunu açıkça gösterir: Kalabalıklar iktidarları büyütür, fakat insanlığı ileri taşıyanlar hep yalnız yürüyenler olur.
Bugün adını andığımız büyük yazarlar, düşünürler ve sanatçılar; kendi dönemlerinde alkışlanan figürler değil, çoğu zaman görmezden gelinen, hatta dışlanan insanlardı.
Belki de asıl soru şudur: Bir toplum, kime daha çok yaklaşıyor? Gücü elinde tutana mı, hakikati dile getirene mi? Verilen cevap, o toplumun sadece bugününü değil, yarınını da ele verir.
Yorumlar
Kalan Karakter: