Reklam
Reklam
Kıtlama Keyfiyle Çay İçmek 
Şükran Taşdelen

Şükran Taşdelen

Kıtlama Keyfiyle Çay İçmek 

21 Haziran 2021 - 22:19

 Eski zamanlarda memlekette açlık ve yokluk hüküm sürerken bile insanlar birbirlerini ziyaret etmekten çekinmezlermiş. Her şeye rağmen dostluklar kadim, neşeleri ise baki imiş. Hatta o dönemde kıtlık ve geçim darlığından dolayı evlerinde bulunmayan bazı az bulunur nimetleri, ziyaret ettikleri dostlarında tattıkları da olurmuş. Eh o zamanlar kadir kıymet bilinen, misafirlerin baş tacı yapıldığı, nimetin sadece nefse saklanmadığı, az olsa bile samimiyetle paylaşıldığı nadide dönemler. Dünyanın cefasının da sefasının da beraber çekildiği, köy odalarının odun sobalarıyla ısıtıldığı demler. Sohbetlerin değişmez eşlikçisi çay ve tabi yanında karaborsaya düşmüş şeker… 
Bir adamdan bahsederler ki, yolu bir dostunun olduğu kasabaya düşmüş. Hâl hatır derken birlikte kasabanın köy odasına gidip oturmuşlar. Gelen sıcacık çaylar soğuk, karlı havanın eziyetini azaltan bir sıcaklıkla mideye ılık ılık akarken, yüreklere de diğerkâmlığın tohumunu ekiyormuş. Öylesine naif, sıcak kanlı insanların bulunduğu o ortamda adamın dikkatini bir şey çekmiş. İlk defa gördüğünden olsa gerek “Zahar kıtlık dönemleri, insanımıza yeni âdetler bulduruyor” diye düşünmüş. Merakla yanında yöresinde bulunan yaşını başını almış adamları sezdirmeden izlemiş. Adamlar, bir parça şekeri alıp “kıt” sesiyle küçük bir parça koparıyor, ardından bir yudum çayı fırtlatıp içiyorlarmış. Kıtlama şeker dedikleri bu alışkanlık sayesinde ise değmeyin keyiflerine. Öylesine şen ve mesutlar. Böylece hem çay tabağına konmuş bir parça şeker ile üç beş bardak çayı içmiş oluyorlar, hem de fazla masraflı olmuyorlarmış. Misafir adam kimsenin gönül daralttığını ise görmemiş. Hoş sohbet de cabası.
Adamın hoşuna gitmiş bu kasaba halkı için eski, kendisi için yeni adet. Kasabanın bu âdetiyle ilk kez tanışmasına rağmen oldukça hesaplı ve çok ekonomik olduğunu düşünmüş. Her şeyin karaborsaya düştüğü, yokluğun açlığın acısının derinden hissedildiği zamanlar yaşandığından akıllıca bir buluş olduğunu düşünmüş. Kendisi de ne yapıp edip bu âdete alışabilirse evinde şekerden oldukça tasarruf edebileceğini geçirmiş aklından hınzırca.  
Aklındaki bu fikirle evine döner dönmez kıtlama şeker ile bir çay faslına girişmiş. Bir yandan da ev halkına öğretmeye çabalayaraktan köşesine kurulmuş. Çayını hüpletirken gelen misafirlerine, dost arkadaş çevresine de alıştırabilirse kârlı çıkacağını düşünerekten hesap yapıyormuş. Gel gör ki adam bir parça şekeri kıtlayıp ağzına atıyor, ardından bir yudum sıcak çayı alınca hemen eriyiveriyordu. Usulünü bilmediğini içten içe fark ediyormuş etmesine ama ağzında eriyen şekerin tatlılığına da dayanamadığından “değme keyfime” deyip içindeki sesi susturmuş.  Yine de belli bir keyif tutturarak çayı böyle içmeye devam etmiş. Sonra bir de ne görsün? Çanaktaki tüm şekerleri bitirmemiş mi? Beyninden vurulmuşa dönmüş. Bir kâse şekeri bir bardak çayla içtiğine inanamamış! 
Tasarruf edeceğim diye alışkın olmadığı bir şey yapmış ama hiç beklemediği bir sonuçla yüzleşmişti. O isyanla gözleri dönmüş. Yolunu yordamını bilmediği gibi hatasını da kabul etmediğinden üstüne bir de bağırış çığırışta bulunmuş. Kendi nefsini kınaması gerekirken herkesçe sevilen ve kabul gören bir alışkanlığı topa tutmuş. 
“Bu kıtlama çay değil, zırtlama çay! Olur mu böyle şey? İsraf, yazık günah! Bu nasıl âdet?” diye bağırmış. Kendine bir hata kusur bulmazken yerleşik âdetlere kafa tutmuş. Halbuki pekâlâ da hesaplı bir alışkanlıktır ve alışagelenler için oldukça keyiflidir de. Kimsenin bir şikayetine veya hoşnutsuzluğuna da rast gelinmemiştir kendi tecrübesine kadar. Hesabı yanlış tutan kendisi ancak suçladığı başkaları olmuş. Kendine ne zaman ders çıkaracağı bilinmez ama;
Derler ki;
Usul erkan bilmeyenler kendilerinde hata kabul etmedikleri gibi yılların âdet ve alışkanlıklarına da işte böyle laf söz söyler, çamur atarlar. Gelelim kıssadan hisseye. Herkes özgür iradesinde hürdür, dilediği dersi çıkarabilir. Ancak çıkarılacak dersin ne kendisine ne toplumuna ne de insanlığa herhangi bir zarar ziyan vermemesi, bilahare topluma fayda getirmesi kayd-u şartıyla… 
 Sıcak yaz aylarına gelip dayandık. Kış ayları kadar olmasa da yazın da vazgeçemediğimiz bir aziz içecek çay. Korona ile mücadelede ise değme pehlivanlara taş çıkartırcasına başa baş güreşerekten geldik bu günlere. Rabbimizin hepimizi sağlık ve sıhhate ulaştırması duasını yaptığımız şu günlerde kıtlama şeker ile çay içebileceğiniz dostlarımızla buluşmak nasip olsun. Bir dostun dediği gibi “Keyif veren insanlarla içilen çayın tadı bir başka gerçekten.” Kıtlama şekerini de arzu eden alabilir yanı sıra.  Tabi Pandemi ’yi alt etmişken tekrar hortlatmamak ve kurallara uymak şartıyla bol bol kıtlama şekerle çay keyfi diliyorum herkese… Kalın sağlıcakla…

YORUMLAR

  • 5 Yorum
  • Taşdelen
    1 ay önce
    Değerli okurlarıma teşekkürü borç bilirim.
  • Emine keskiner
    1 ay önce
    Çok güzel yazmışsınız hocam eliniz tureyiniz dert görmesin
  • Dilek Demir
    1 ay önce
    Yürepinğze sağlık Şükran hocam. Ayrıca aziz içecek için tarih yazmak gerek tekrardan . Ancak böylece gerek yalnız iken gerekse de dostlarla içilen çayın kıymeti anlaşılır öyle belli...
  • Merve ikikardeş
    1 ay önce
    Harika bayıldım severek okudum
  • Çınar CAĞDINLIOĞLU
    1 ay önce
    Keyifle okudum yüreğinize sağlık