Son günlerde Deniz Göktaş hakkında yapılan yorumları okuyorum. Kimisi büyük bir öfkeyle eleştiriyor, kimisi sonuna kadar savunuyor. Ben ise bu tartışmanın tek bir kişiden ibaret olmadığını düşünüyorum.
Bir stand-up gösterisine gittiğinizde duyacağınız her cümleye katılmak zorunda değilsiniz. Hatta bazı espriler size komik gelmeyebilir, kırıcı olabilir, sınırı aşmış hissi verebilir. Böyle durumlarda en doğal hakkınız eleştirmek, tepki göstermek ya da bir daha o sanatçıyı izlememektir.
Ama beni düşündüren başka bir şey var…
Bir sanatçının sahnede kurduğu cümleler nedeniyle özgürlüğünün elinden alınmasının konuşuluyor olması, hepimizin durup düşünmesi gereken bir konu. Çünkü ifade özgürlüğü, yalnızca hoşumuza giden sözleri koruduğu sürece değil; bizi rahatsız eden sözleri de koruyabildiği ölçüde anlamlıdır.
Elbette hiçbir özgürlük sınırsız değildir. Hukukun müdahale etmesi gereken durumlar vardır ve olmalıdır. Ancak hukuk ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi kaybettiğimizde, bunun bedelini sadece sanatçılar ödemez.
O gün bir komedyen konuşamaz.
Ertesi gün bir yazar yazamaz.
Sonra bir akademisyen düşüncesini açıklamaktan çekinir.
Bir öğretmen ders anlatırken kelimelerini seçmek zorunda hisseder.
Ve en sonunda sıradan insanlar, günlük sohbetlerinde bile “Bunu söylesem başıma bir şey gelir mi?” diye düşünmeye başlar.
İşte beni asıl endişelendiren nokta tam da burası.
Demokrasi; herkesin aynı düşündüğü bir düzen değildir. Tam tersine, birbirinden farklı, hatta zaman zaman rahatsız edici fikirlerin bile hukuk içinde var olabildiği bir zemindir.
Bugün mesele bir komedyen gibi görünebilir. Ama aslında tartıştığımız şey, yarın nasıl bir toplumda yaşamak istediğimizdir.
Ben, beğenmediğim sözlere yasakla değil; sözle karşılık verebildiğimiz bir ülkeye inanmak istiyorum.
Çünkü özgürlük, sadece bizim söylediklerimizi değil, duymaktan hoşlanmadığımız cümleleri de taşıyabildiği sürece gerçek özgürlüktür.
Yorumlar
Kalan Karakter: