İtiraf edeyim; bu kelimeyi ilk duyduğumda ne anlama geldiğini bilmiyordum. Sonradan fark ettim ki, hukukçuların kendi aralarında kullandığı, gündelik hayatta pek karşılaşmadığımız bir terimmiş. Şimdi ise bir anda herkesin diline dolanmış durumda.
Ama mesele kelimenin kendisi değil.
Mesele, o kelimenin arkasına saklanan niyet.
Bir işlemi “yok hükmünde” saymak, onu baştan itibaren geçersiz ilan etmek… Bu, teknik bir hukuki değerlendirme gibi sunuluyor. Oysa hissedilen şey çok başka: Seçilmiş iradenin, toplumun verdiği kararın, bir kalemde silinmeye çalışılması.
İşte tam burada insan durup soruyor:
Bu gerçekten hukuk mu, yoksa hukukun dili kullanılarak yapılan bir müdahale mi?
Çünkü demokrasi dediğimiz şey sadece sandık değildir; ama sandığı yok sayan bir anlayışın da demokrasiyle ilgisi yoktur.
“Mutlak butlan” gibi ağır bir kavramın bu kadar kolay telaffuz edilmesi, aslında daha büyük bir sorunun işareti. Biz artık kararları tartışmıyoruz; kararların varlığını tartışır hale geldik. Bu çok tehlikeli bir eşik.
Cumhuriyet dediğimiz şey, bir kişinin, bir grubun ya da bir kurumun keyfiyle şekillenen bir yapı değildir. O, kurallarla, dengeyle, halkın iradesiyle ayakta duran bir sistemdir. Eğer siz o iradeyi “yok hükmünde” saymaya başlarsanız, aslında sadece bir kararı değil, o sistemin temelini hedef alırsınız.
Bugün yaşanan tam olarak bu hissi veriyor.
Bu yüzden mesele bir terim meselesi değil.
Mesele bir hukuk yorumu da değil.
Mesele, bu ülkenin insanlarının verdiği kararların ne kadar değerli olduğu meselesi.
Eğer bir gün herkesin oyu, tercihi, iradesi bu kadar kolay “yok” sayılabiliyorsa, o zaman hepimiz için aynı soruyu sormak gerekir:
Yarın kimin kararı geçersiz sayılacak?
İşte bu yüzden bu yaşananlar sadece bir hukuki tartışma değildir.
Bu, demokrasinin sınandığı bir andır.
Ve açık konuşmak gerekirse;
bu tablo birçok insanın içinde aynı cümleyi kurduruyor:
Bu, Cumhuriyet’e vurulmuş bir darbe hissi yaratıyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: