(Geçmiş Bir Yazıya Dipnot)
Yeditepe Üniversitesi mezuniyet törenine ilişkin ilk görüntüler sosyal medyada yayıldığında birçok kişi gibi ben de olayı ifade özgürlüğü açısından değerlendirdim. Kur'an-ı Kerim'den bir ayetin yer aldığı pankatın önünde duran öğrenciler, ilk bakışta farklı bir düşüncenin görünürlüğünü engellemeye çalışan organize bir grubun varlığı izlenimini oluşturuyordu. Birkaç saniyelik görüntü, olayın tamamını anlatıyormuş gibi güçlü bir algı meydana getirdi.
Ancak daha sonra paylaşılan farklı açılardan çekilmiş videolar, ilk görüntünün tek başına yeterli olmadığını gösterdi. İkinci görüntüler izlendiğinde, öğrencilerin pankart'a yönelik birincisi ve organize bir engelleme içinde olduklarını kesin olarak söylemek mümkün görünmüyordu. Aynı olay, farklı açılardan izlendiğinde bambaşka bir anlam kazanıyordu.
Tam da bu noktada yıllar önce okuduğum Jean Baudrillard'ın Simülakrlar ve Simülasyon adlı eserinde ortaya koyduğu düşünce akla getirdi. Baudrillard'a göre modern dünyada insanlar çoğu zaman gerçeğin kendisiyle değil, gerçeğin üretilmiş temsilleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Televizyon, sosyal medya ve dijital platformlar, yalnızca bilgi aktaran araçlar olmaktan çıkmış; gerçeği yeniden üreten mekanizmalara dönüşmüştür. Böylece insanlar çoğu zaman olayın tamamını değil, kendilerine sunulan kesiti gerçek olarak kabul etmektedir.
Baudrillard'ın "hipergerçeklik" adını verdiği durum tam da budur. Gerçeğin yerini, gerçeği temsil eden görüntü alır. Hatta bu görüntü, çoğu zaman yaşanmış olaydan daha güçlü ve daha etkili hale gelir. İnsanlar artık olayı değil, olay hakkında üretilen algıyı tartışmaya başlar.
Bu nedenle bugün tartışmamız gereken yalnızca Yeditepe Üniversitesi'ndeki birkaç saniyelik görüntü değildir. Asıl tartışması gereken, görüntülerin gerçeğin yerine geçebildiği bir çağda nasıl hüküm verdiğimizdir. Bir olayı anlamak için tek bir kareye bakmak yeterli değildir. Farklı açılardan çekilmiş bütün görüntülere, olayın bağlamına ve tüm verilere birlikte bakmak gerekir.
Çünkü hakikat çoğu zaman ilk gördüğümüz yerde değil, eksik kalan parçalar tamamlandığında ortaya çıkar. Dijital çağda adaletin ilk şartı da budur: görüntü değil, gerçeğe ulaşmaya çalışmak.
Yorumlar
Kalan Karakter: