Günün birinde çok sevdiğiniz bir dostunuzla kahve içerken, laf dönüp dolaşıp hiç tanımadınız birine gelir. Arkadaşınız o kişiyi anlatırken içinizde bir yerlerde ani, sebepsiz bir öfke patlaması yaşarsınız. "Nefret ediyorum öyle insanlardan!" dersiniz. Karşı taraf şaşırır, siz bile kendi tepkinizin büyüklüğüne anlam veremezsiniz.
Sahi, hiç düşündünüz mü; neden bazı insanlara mantıklı hiçbir sebep yokken gıcık kaparız? Neden birilerinin rahatlığı, birilerinin başarısı ya da birilerinin bencilliği bizi bu kadar çileden çıkarır?
Ünlü psikiyatrist Carl GustavJung, bu sorunun cevabını yüz yıl öncesinden fısıldıyor: Çünkü onlarda gördüğümüz şey, aslında kendi "gölgemizdir."
Jung’a göre hepimiz iki farklı karakterle yaşarız. Biri Persona yani dünyaya gösterdiğimiz maskemiz; kibar, çalışkan, dürüst ve uyumlu yüzümüz. Diğeri ise Gölge; toplum bizi sevsin diye çocukluğumuzdan beri bir çuvala doldurup arkaya attığımız "istenmeyen" parçalarımız. Kıskançlıklarımız, öfkelerimiz, hırslarımız ve hatta bazen fazla çılgın olan yaratıcı yönlerimiz.
İki farklı karakter düşünelim biri; Çocukluğundan beri "uslu çocuk" olması öğütlenmiş. Asla sesini yükseltmez, iş yerinde herkesin işine koşar, her şeye "evet" der ve dışarıdanbakıldığında bir iyilik meleğidir. Diğeri ise tam tersidir; sınırları olan, canı istemediğinde "hayır" diyebilen, kendi çıkarlarını gözeten, biraz da rahat bir adamdır.
Birinci karakter, ikici karakteri ne zaman görse içi sıkışır, arkasından "Ne kadar bencil ne kadar egoist bir adam" diye dedikodu yapar. Peki, bu öfkenin sebebi nedir? Çünkü ilk karakter, ikinci karakterin ömrü boyunca bastırdığı, kendine yasakladığı o "özgürce hayır diyebilme" ve "kendini düşünme" hakkını ulu orta yaşamaktadır. Duyduğu öfke o karaktere değil, kendi içindeki o bastırılmış özgür ruhun çığlığına öfkelenmektedir.
Hayatında hiç öfkelenmediğini söyleyen birinin, trafikte ufak bir kural ihlali yüzünden arabasından sopa alarak inmesi tam olarak bu yüzdendir. Yıllarca bastırılan o gölge, ilk kriz anında direksiyonu ele geçirir. Yani, bu durum şu şekilde açıklanabilir; “Bastırılan şey, patlayarak döner.”
Jung der ki: "Bilinçaltınızdakileri bilincinize çıkarana kadar, onlar sizin hayatınızı yönlendirir ve siz buna kader dersiniz."İyi bir insan olmak, içimizdeki karanlığı yok etmek demek değildir. Zaten bu imkansızdır. Asıl mesele, o karanlığın varlığını kabul edip onu eğitebilmektir.
İçinizdeki hırsı kabul ederseniz, bunu birilerini ezmek için değil, kariyerinizde dürüstçe yükselmek için kullanabilirsiniz. İçinizdeki öfkeyi kabul ederseniz, bunu sağa sola saldırmak için değil, birisi sınırlarınızı ihlal ettiğinde "Dur!" demek için bir kalkana dönüştürebilirsiniz.
Birinekarşı mantıksız bir öfke duyduğunuzda durun ve kendinize sorun: "Onun yerinde olmak isteyip de kendime yasakladığım şey ne?"
Unutmayın, karanlığınızla tanışmadan, aydınlığınızın kıymetini asla bilemezsiniz.
Yorumlar
Kalan Karakter: