Modern dünyanın koşturmacasında, zihnimizin içinde dönüp duran düşüncelerin esiri gibiyiz. Gün içinde aklımızdan geçen binlerce düşüncenin çoğunun kaygı, geçmişin tortuları ya da geleceğin bilinmezliğine dair korkular olduğunu söylesem şaşırır mısınız? Çoğu zaman hayatın dalgaları arasında savrulduğumuzu, kontrolün tamamen dışımızdaki insanlarda ya da olaylarda olduğunu hissederiz. Oysa her şey, parmaklarımızın ucundaki o eski, mütevazı araçta gizlidir: Bir defter ve bir kalem.
Son dönemde spiritüel dünyada fırtınalar estiren ritüeller, sayılarla formüle edilen "manifest" metodları var; Tesla'nın gizemli sayılarına atıfta bulunan 3-6-9 kuralı gibi. Kimileri buna evrenin sihirli bir şifresi gözüyle bakıyor, kimileri ise kuşkulu bir tebessümle yaklaşıyor. Ancak bu mistik perdeyi biraz araladığımızda, karşımıza büyüleyici bir bilimsel gerçeklik çıkıyor. İşin sırrı gökyüzündeki yıldızlarda değil, insan beyninin muazzam çalışma mekanizmasında yatıyor.
Psikoloji literatüründe "Scripting" yani Senaryolaştırma olarak bilinen bu yöntem, aslında kişinin kendi hayat hikayesini yeniden kaleme almasıdır. Bilim, el yazısı ile yazı yazmanın beyinde mucizevi bir düğmeye bastığını kanıtlıyor. Ki kalemin ne kadar önemli olduğunu da yaratıcı, gönderdiği kitap yoluyla bize şunu söyleyerek fark ettiriyor: “Kaleme yemin olsun ki!” düşünebiliyor musunuz, kalem, yani onun işlevi, ne kadar mühimse artık; yaratıcı, onun üzerine yemin ediyor.
Klavyede mekanik olarak tuşlara basmaktan çok farklı bir süreçtir bu. Kalemi elinize alıp beyaz bir sayfaya niyetinizi, olmasını istediğiniz geleceği "şu an yaşanıyormuş gibi" döktüğünüzde; beyninizdeki Retiküler Aktivasyon Sistemi (RAS) filtrelerini açar. Beyin, elinize uyguladığınız o fiziksel baskıyı ve kelimelerin estetiğini hayati bir komut olarak algılar. "Bu konu bizim için önemli, buna odaklanmalıyız" der.
Peki, her gün düzenli olarak "Güvendeyim, özgürüm, huzurluyum, gereksiz kaygıları geride bıraktım" yazan bir insanın hayatında ne değişir?
İlk olarak, içsel fırtına diner. Karşısındaki duvar her ne kadar yıkılmaz görünürse görünsün, kişi o beyaz sayfanın karşısında kendi krallığını ilan eder. Korkunun ve yorgunluğun yerini, bilinçaltına usul usul işlenen bir kararlılık alır. Siz zihninize hangi hikâyeyi fısıldarsanız, ertesi gün attığınız adımlar, ses tonunuz ve duruşunuz o hikâyeye hizmet etmeye başlar. Sizi manipüle etmek, manipülasyonla köşeye sıkıştırmak isteyenler, karşılarında o eski korkmuş insanı değil, kendi geleceğinden emin bir iradeyi bulurlar. Dalga ne kadar büyük olursa olsun, altındaki kaya sarsılmaz.
Niyetleri denize bırakmak, suya güzel sözler fısıldamak ya da bir defter dolusu olumlama yazmak... Bunlar evreni ikna etme çabası değildir. Bunlar, insanın en kırılgan, en yorgun anında kendi ruhuna üflediği birer can suyudur. İçinizdeki o sıkışmış, nefessiz kalmış çocuğu şifalandırma metodudur.
Eğer bugün hayatınızın zorlu, virajlı ve yorucu bir eşiğindeyseniz; kontrolü kaybetmiş gibi hissediyorsanız, durun. Bir nefes alın. Kendinize temiz bir defter edinin. O defter sizin sığınağınız, kimsenin giremeyeceği güvenli kaleniz olsun. Ve oraya, gelecekte olmak istediğiniz o huzurlu, özgür, zincirlerini kırmış, kararlı insanın hikayesini yazın.
Unutmayın; tarih boyunca en büyük özgürlük savaşları hep bir kâğıt ve kalemle başlamıştır. Kendi hayatınızın senaryosunu başkalarının yazmasına izin vermeyin. Kalem sizin elinizde.
Yorumlar
Kalan Karakter: