Bugün, sokakların sevinçli kalabalıklarla, tebriklerle ve telaşlı hediye paketleriyle dolup taştığı o günlerden biri. Takvimler Babalar Günü’nü gösteriyor. Ancak herkes için parıldayan bir pazar günü değil bu; bazılarımız için sessizliğin, görünmez bir sızının ve geçmeyen bir eksikliğin gölgesinde başlayan bir gün.
Bir babanın gidişi, arkasında sadece boş bir koltuk bırakmaz; insanın çocukluk sığınağını, arkasını yasladığı o aşılmaz dağını elinden alır. Babası hayatta olmayanlar iyi bilir; o gittikten sonra dünya ne kadar kalabalık olursa olsun, içinizde bir yer hep ıssız, hep rüzgârlıdır. Nereye giderseniz gidin, hangi başarıya imza atarsanız atın, içinizdeki o çocuk hep bir kişi eksik kalır. Başını çevirip "Bak, başardım" demek istediğiniz o gözlerin yokluğu, her sevinci biraz yarım, her tebessümü biraz buruk kılar.
En çok da böyle günlerde vurur o sızı insanın yüzüne. Yolda yürürken el ele tutuşmuş bir baba-çocuk görmek, birilerinin "baba" diye koşup bir boyna sarılışına şahit olmak, içinizde bir yerleri usulca kanatır. Kıskançlık değildir bu; sadece derin, çok derin bir iç çekiştir. "Keşke" ile başlayan, sonu gelmez bir özlemin çaresiz fısıltısıdır. İnsan imrenir, içi ezilir ve o an anlar ki, büyümek aslında babanın yokluğuna alışmak zorunda kalmaktır.
Oysa bir babanın varlığı, her zaman aynı çatının altında, aynı odada olmak demek değildir; hayatın akışında anne ve babalar ayrılabilir, yollar ayrılabilir, mesafeler araya girebilir. Asıl büyük güç, onun bu dünyada bir yerlerde yaşadığını bilmektir. Canın sıkıldığında, dünya üzerine geldiğinde telefonun ucunda bir sesin olduğunu bilmek; aklına bir şey takıldığında "Bunu en iyi o bilir" diyerek numarasını tuşlayabilmektir. İhtiyaç duyduğun an, mesafeler ne olursa olsun, gidip sarılabileceğin bir gövdenin, seni her halinle kabul edecek bir limanın varlığıdır. Sadece "O hayatta ve orada" düşüncesinin verdiği o sessiz, koşulsuz güven duygusudur. İşte insan o ses tellerinin dünyadan silindiğini, artık ne kadar istese de o numarayı çeviremeyeceğini anladığında asıl öksüzlüğü yaşar.
Bugün babasının kokusunu sadece hatıralarında bulabilenlerin, bayramı siteme dönenlerin günü. Kendini her an yarım hissedenlerin ne giyerse giysin ne söylerse söylesin o boşluğu dolduramayanların günü.
Eğer bugün sesini duyabildiğiniz, istediğiniz an arayıp akıl danışabildiğiniz, gidip sarılabildiğiniz ya da sadece bu dünyada nefes aldığını bildiğiniz bir babanız varsa, dünyanın en zengin insanı sizsiniz demektir. Çünkü babasızlık; mesafelerle ya da ayrı evlerle değil, o ses tamamen sustuğunda başlayan ve insanı ömür boyu "yarım bir çocuk" bırakan en uzun gurbettir.
Tüm özleyenlere, kalbinin bir yarısı hep o boşlukta kalanlara sabırla...
Yorumlar
Kalan Karakter: