İnsanlık tarihi sadece savaşların, fetihlerin ya da iktidar mücadelelerinin tarihi değildir. Aynı zamanda hakikati söyleyen insanların susturulmasının, dışlanmasının ve cezalandırılmasının da tarihidir.
Toplumlar çoğu zaman kendilerini rahatsız eden, alışılmış düzeni sorgulayan ve insanı düşünmeye zorlayan kişilere karşı sert bir refleks göstermiştir. Çünkü düşünmek, sorgulamak ve yüzleşmek her toplum için kolay değildir. İnsanlar çoğu zaman kendilerini huzursuz eden gerçeklerden kaçmayı tercih ederler.
Tarih boyunca bunun sayısız örneği yaşandı. İsa çarmıha gerildi. Sokrates gençlerin zihnini sorgulamaya açtığı gerekçesiyle ölüme mahkûm edildi. Hallac-ı Mansur “Enel Hak” dediği için darağacına gönderildi. Şehabeddin Sühreverdî fikirlerinden dolayı katledildi. İbn Rüşd aforoz edildi, eserleri yasaklandı. Çünkü düşünce, dogmaların rahatını bozar. Hakikat, çıkar düzenlerini rahatsız eder.
İslam tarihi de bu anlamda büyük çelişkilerle doludur. İmam-ı Azam Ebu Hanife iktidarın istediği gibi fetva vermediği için baskı gördü ve hapsedildi. Ahmed bin Hanbel işkenceye uğradı. İmam Gazali döneminde ağır eleştiriler aldı. İbn Teymiyye fikirleri nedeniyle defalarca zindana atıldı. Said Nursi sürgünler ve baskılarla karşı karşıya kaldı. Şeyh Bedreddin idam edildi. Çünkü iktidarlar ve kalabalıklar çoğu zaman bağımsız düşünen din âlimlerinden de korkmuştur.
Sadece âlimler değil, halkı için mücadele eden liderler de benzer akıbetlerle karşılaştı. Mahatma Gandhi suikasta uğradı. Nelson Mandela yıllarca hapiste tutuldu. Malcolm X öldürüldü. Martin Luther King Jr. suikast sonucu hayatını kaybetti. Çünkü adalet isteyen insanlar, çoğu zaman mevcut düzenin çıkarlarını tehdit eder.
Aynı durum sanat ve edebiyat dünyasında da yaşandı. Fyodor Dostoyevski sürgüne gönderildi. Friedrich Nietzsche yaşarken çoğu insan tarafından anlaşılmadı. Vincent van Gogh hayatı boyunca yoksulluk çekti ve değersiz görüldü. Franz Kafka yaşarken yeterince tanınmadı. William Faulkner uzun süre görmezden gelindi. Bugün hayranlıkla anılan birçok isim, yaşadığı dönemde yalnızlığa, dışlanmaya ve küçümsenmeye mahkûm edildi.
Çünkü toplumların önemli bir kısmı, kendilerini uyandırmaya çalışan insanları sevmez. İnsan psikolojisi çoğu zaman alışılmış olana sığınır. Düzeni sorgulayan kişiler ise korku yaratır. İnsanlar kendi karanlıklarıyla yüzleşmek yerine, o karanlığı gösteren aynayı kırmayı tercih ederler. Bu yüzden farklı düşünen insanlar önce alaya alınır, sonra tehlikeli ilan edilir, ardından susturulmaya çalışılır.
İşin en trajik tarafı ise şudur: Aynı toplumlar, yıllar sonra o insanları kutsamaya başlar. Yaşarken taşlanan insanlar öldükten sonra heykellere dönüşür. Kitapları yasaklanan düşünürlerin sözleri duvarlara yazılır. Sürgün edilen sanatçıların eserleri müzelerde sergilenir. Ancak çoğu zaman bu sahiplenme gerçek bir anlama değil, gecikmiş bir vicdan rahatlatmasına dönüşür.
Bugün de dünya çok değişmiş değil. Sosyal medya çağında linç kültürü, geçmişin meydan infazlarının dijital versiyonu hâline geldi. Farklı düşünen insanlar hâlâ hedef gösteriliyor, susturuluyor ve itibarsızlaştırılıyor. Çünkü kalabalıklar, kendilerine benzeyeni sever; kendilerini sorgulatandan ise korkar.
Oysa insanlığı ileri taşıyanlar; itaat edenler değil, soru soranlardır. Dünyayı değiştirenler; çoğunluğa benzeyenler değil, kalabalığın dışında kalmayı göze alanlardır. Eğer bugün bilimden, sanattan, felsefeden ve özgür düşünceden söz edebiliyorsak, bunu bedel ödeyen insanlara borçluyuz.
Belki de insanlığın en büyük çelişkisi budur: Yaşarken anlamadığı insanlara, öldükten sonra hayran olmak.
Yorumlar
Kalan Karakter: