Uzak diyarlardan birinde, herkesin kendini aradığı bir şehir vardı. Bu şehrin adı “Ayna Vadisi”ydi. Burada yaşayanlar, hayy'atın onlara ne verdiğini konuşur ama kim olduklarını bir türlü anlayamazlardı...
Vadinin ortasında, kimsenin kolay kolay yaklaşamadığı ve ürktüğü bir ayna vardı. Söylenene göre bu ayna, sana yüz'ünü değil, öz'ünü gösterirdi...
Hakk'ikatin aynası idi.
Bir gün, kalbi yorgun ama içinde hâlâ bir ışık taşıyan bir kadın geldi bu vadiye. Hayy'at boyunca hep vermiş, hep sevmiş ama bir türlü kendi gibi sevildiğini hissetmemişti. “Ben neden varım ve değerli hissetmiyorum?” diye sordu gökyüzüne bakarak içli içli.
Cevap gelmedi…
Ama kalbine bir çağrı düştü anında.
Aynaya doğru yürüdü istemsizce.
İlk baktığında kendini gördü. Eksik, kırgın, yorgun, hüzünlü… Gözleri doldu. “Demek gerçek ben buyum...” dedi.
Tam arkasını dönecekti ki, aynanın içinden bir ses yükseldi:
“Sen kendine bakıyorsun ama kendindeki ‘O’na bakamıyorsun.”
Kadın durdu şaşkın hâlde.
“Ne demek bu?” diye fısıldadı.
Ayna bu kez farklı bir şey gösterdi…
Kadının geçmişte yaptığı iyilikleri, hoşlukları, güzellikleri, birine uzattığı eli, insan üstü çabasını, sessizce ettiği duaları, kimse görmezken döktüğü gözyaşlarını…
Ama bu görüntülerde çok ilginç bir şey vardı.
Her sahnede, kadının arkasında bir ışık vardı. Sanki o yapmıyor, o sadece vesile oluyordu her şeye.
Kadın yine şaşkındı gördüğüne.
“Bunları ben yapmadım mı?”
Ayna cevap verdi:
“Sen yaptığını sandın. Ama yapan, senin içinden geçen ‘O’ydu. Sen sadece kapıydın. Vesile kapısı.”
Kadının kalbi ilk kez yumuşadı ve rahatladı.
O an bir şeyi fark etti…
Hayatı boyunca kendini sevmeye çalışmıştı. Ama hep kendini “yapan eden” zann'ettiği için, yükü de hep kendine yüklemişti.
Birine yardım ettiğinde “ben yaptım” demişti.
Bir güzellik ortaya çıktığında “ben başardım” demişti.
Ve her seferinde o “ben”, onu biraz daha ağırlaştırmıştı.
Ayna tekrar konuştu ona:
“Şimdi dene yine… Bir şeyi överken, kendini değil, içinden geçen kudreti öv, şüjrederek...”
Kadın gözlerini kapadı,hatırından geçirdi geçmiş bir ömürü.
Deriiin bir nefes aldı.
Ve ilk kez şöyle dedi:
“Rabbim… Ne güzel akıttın içimden bu sevgiyi. Sana sonsuz şükürler olsun.”
O an…
Ayna ışıl ışıl parladı.
Kadının yüzü değişmedi ama ışığı değişti. İçinden bir yük kalktı ve çıktı. Çünkü artık sahiplenmiyordu, sadece şahitlik ediyordu.
Günler geçti, akıp gitti böylece.
Kadın vadide dolaşmaya başladı. Birine yardım ettiğinde artık sessizce gülümsüyor, içinden şöyle diyordu:
“Bunu bana yaşatan Sensin. Şükürler olsun...”
Ve garip bir şey oldu bu hâlden sonra…
İnsanlar ona daha çok yaklaşmaya başladı.
Sevgi çoğaldı.
Hayat kolaylaştı.
Akış kendiliğinden selâmete döndü...
Çünkü o artık “ben” olmaktan çıkmış, “O’nun yansıması” olmaya izin vermişti. Zira "benlikten" geçenin Yâridir Allah...
Bir gün aynaya son kez baktı derinden.
Bu kez kendini görmedi…
Sadece bir ışık vardı.
Ve aynanın kalbinden şu söz döküldü:
“Sen kendini sevmedin…
Sen kendindeki ‘O’nu fark ettin.
İşte bu yüzden artık her şey de seni seviyor. Zira sen O'ndan yansıyansın.”
Kadın huzurla ve neşeyle gülümsedi çok uzuunnn zaman önce... Ve yeniden doğdu bir Ejder Anka misali...
Ve o günden sonra Ayna Vadisi’nde bir efsane anlatılmaya başlandı:
“Kim kendini görmeyi ve övmeyi bırakır da içindeki hakk'ikati görerek överse, o artık sevilmek ve değerli hissetmek zorunda kalmaz… çünkü o zaten sevginin kendisi ve öz'ünden değerli olur.”
Hatırla...
Kendini sevmek, kendini büyütmek değildi… Senden geçen ilahî güzelliği fark edip, O'na hayran kalabilmek ve haşyet duyabilmektir.
Ve her daim hatırla…
Sen sadece bir beden değilsin.
Sen, içinden geçen O ışığın evisin.
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
...
..
.
Yorumlar
Kalan Karakter: