“Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” diyen Tin Suresi ve “Nefisini arındıran gerçekten kurtuluşa ermiştir.” hakk’ikat’ini hatırlatan Şems Suresi bize şunu fısıldar: İnsan bir potansiyel olarak doğar ama kemâle ermek için işlenmeye muhtaçtır. Peki sen, sana emanet edilen o saf, tertemiz ruhun üzerine ne inşa ediyorsun? Onu hakk’ikat’e mi yaklaştırıyorsun yoksa dünyanın gürültüsünde, hazzında ve hızında kaybolmasına izin mi veriyorsun? Anne rahmi sadece bir bedenin değil, aynı zamanda ilk titreşimlerin, ilk duyguların ve ilk kayıtların başladığı yerdir. Orada atılan tohumun farkında mısın?...
Doğumla birlikte başlayan y’ol’unda çocuk, senin aynan olur. Sen neysen, o da onu öğrenir. Sen neyi bastırıyorsan, o onu taşır. Sen neyi iyileştirmediysen, o onu yaşar. Peki sen kendi nefsini ne kadar tanıyorsun ki bir başka nefisi terbiye etmeye talip oluyorsun? Kendi karanlığınla yüzleşmeden bir çocuğa ışık olabilir misin? Yoksa sadece kendi eksik parçanı onun üzerinden tamamlamaya mı çalışıyorsun?
“Her yara, içinden ışık sızan bir kapıdır.” diyen Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî aslında sana şunu sorar: Sen o yarayı gerçekten görüyor musun, yoksa üstünü mü örtüyorsun? Bir çocuğun öfkesi, korkusu, inadı, asiliği… Bunlar gerçekten sorun mu yoksa görülmek isteyen ruhunun sesi mi? Onu susturmayı mı seçiyorsun yoksa anlamayı mı? Çünkü nefis terbiyesi baskıyla değil, farkındalıkla başlar. Sevgiyle büyür, şefkatle kök salar ve saygıyla yerleşir...
Ve şimdi en derin soru: Sen çocuk yetiştiriyor musun, yoksa bir ruhun tekâmül y’ol’una rehberlik mi ediyorsun? Bu emaneti gerçekten taşıyabilecek misin? Yoksa sadece “sahip olmak” duygusuyla mı yaklaşıyorsun? Çünkü bir çocuk, senin değildir. Sana verilmiş bir emanettir. Ve her emanet, ehil eller ister. Sen o ehil ellerden biri misin… yoksa olmaya hazır mısın?...
Eğer gerçekten nefis terbiyesi ve güzel ahlâk inşasının bir insan ömrü için ne kadar hayatî olduğu hakk’ikat’i anlaşılmazsa, idrak edilmezse, ne yazık ki bugün toplum olarak yaşadığımız olumsuzluklar çığ gibi büyüyerek devam edecektir. Çünkü bugün yaşanan her olay bir sonuçtur; ve aslında sonucun kendisinden çok, o sonucu doğuran sebepler ve süreçler önemlidir. Peki bizler gerçekten o süreçleri görüyor muyuz? Bir çocuğun kalbine ne ekildiğini, hangi ihmallerle büyütüldüğünü, hangi boşluklarla şekillendiğini ne kadar fark ediyoruz? Yoksa sadece ortaya çıkan tabloya bakıp hüküm vermekle mi yetiniyoruz?
Oysa çözüm, sonucu bastırmakta veya büyütmekte değil; o sonucu doğuran sebepleri derinlemesine anlamakta saklıdır. Bu sebeplerin hangi aşamalardan geçtiğini görmek, onları doğru tahlil etmek ve buna uygun yapıcı, sürdürülebilir, kalıcı ve etkili çözümler üretmek zorundayız. Bu noktada sorumluluk yalnızca resmi makamlara ait değildir. Her birimiz, kendi iç dünyamızdan başlayarak bu sürecin hem bir parçası hem de bir belirleyicisiyiz. Bugün yaşananlardan ne kadar etkileniyorsak, çözüm üretmek ve uygulamak konusunda da o kadar sorumluyuz. Zira, ne yazık ki, nefisini ihmal eden nesilini imha ediyor... Farkında dahi değiliz... Öyleyse soralım: Biz gerçekten dönüşümün neresindeyiz… ve hangi y’ol’u seçiyoruz?... Hatırla, düşün ve sorumluluk al...
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
...
..
.
Yorumlar
Kalan Karakter: