Bir insanın en büyük kayıbı, başkaları tarafından görülmemesi değildir…
Kendi kendini görmemesidir.
Çünkü insan önce kendine uzak düşer.
Kendi ihtiyacını erteler, kendi sınırını siler, kendi sesini kısmayı öğrenir…
Sonra bir gün dönüp hayatına bakar ve sorar: “Ben bu hikâyede neredeyim?”
Aslında cevap basittir ama yüzleşmesi zordur:
Sen… kendini hikâyeden çıkardığın yerde kayboldun.
Çocuklukta başlar bu durum...:
Sevilmek için uyum sağlarız, kabul edilmek için kendimizi küçültürüz, kırılmamak için hissetmemeyi öğreniriz…
Ve büyüdüğümüzde bunun adına da “karakter” deriz. Oysa bu, çoğu zaman bir alışkanlıktır. Kendinden vazgeçme alışkanlığı. Kişiliğimiz değil, sonradan edindiğimizdir.
İnsan kendini ihmal ettiğinde sadece bir şeyi kaybetmez, çok şeyden geçer… Dengesini kaybeder. Çünkü iç dünyada bir boşluk oluşur: Değer verilmek ister ama kendine değer vermez. Sevilmek ister ama kendine şefkat göstermez. Anlaşılmak ister ama kendini dinlemez.
İşte bu çelişki insanı çok ama çok yorar.
Ve aslında insan, kendi içindeki bu kopuşu fark etmediğinde… dışarıda neyi düzeltirse düzeltsin, eksiklik hissi içinde hiç bitmez.
Nitekim şöyle hatırlatılır:
“Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, onun için dar bir hayat vardır.” Tâhâ/124
Yani insan, özünden uzaklaştıkça daralır, bunalır ve baskı içinde kalır. Kendine yabancılaştıkça sıkışır.
Ve burada çok kritik bir eşik vardır:
İnsan ya bu döngüyü fark eder
ya da aynı hikâyeyi farklı insanlarla ve olaylarla yaşamaya devam eder.
Gerçek değişim, kendine karşı dürüst, şeffaf ve adil olmakla başlar.
“Kendimi nerede yok sayıyorum?”
“Kendi sınırlarımı nerede ihlal ediyorum?”
“Kendi hakkımı nerede kendimden alıyorum?”
Bu sorular acıtır…
Ama iyileştirir.
Çünkü insanın kendine yaptığı ihmal, suistimal ve vazgeçiş
en görünmeyen ama en etkili ve kalıcı yıpranmadır.
Ve şunu fark ettiğin an bir şey değişir:
Sen kendini erteledikçe hayat da seni erteler. Sen kendini değersizleştirdikçe hayat da seni o yerden karşılar.
Bu bir ceza değil…
Bu bir yansımadır.
Zaten hakk'ikat çok nettir:
“Allah, bir toplumu onlar kendilerinde olanı değiştirmedikçe değiştirmez.” Ra’d / 11
O yüzden mesele başkalarını değiştirmek değil. Mesele, kendinle kurduğun ilişkiyi değiştirmek.
Ve belki de en çarpıcı gerçek şu:
İnsan, kendine yaptığını eninde sonunda yaşar. Çünkü…:
“Size isabet eden her şey, kendi ellerinizle yaptıklarınız sebebiyledir.” Şûrâ / 30
Bu bir suçlama değil…
Bu bir farkındalık kapısı.
Kendini dinlemeye başladığında, içinde uzun zamandır konuşamayan bir tarafın olduğunu fark edersin. O taraf ne güçlüdür ne de zayıf… Sadece görülmek ve anlaşılmak ister. Ve sen onu gördükçe, hayatındaki birçok şeyin doğal olarak değiştiğini fark edersin.
Daha net olursun.
Daha az yorulursun.
Daha az açıklama yaparsın.
Daha değerli ve iyi hissedersin...
Çünkü artık kendinden emin değil,
kendinle temas hâlindesindir.
Ve bu temas…
insanın en gerçek gücüdür.
Hatırla!...
"Seni görüyorum!" deme vaktiniz gelmedi mi hâlâ?!...
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
...
..
.
Yorumlar
Kalan Karakter: