Biz, çoğu zaman sevilmeyi; görülmekle, onaylanmayı; değerli olmakla karıştırdık…
İçimize küçük yaşlardan beri işlenen görünmez cümleler vardı:
“Beğenilirsen varsın.”
“Takdir edilirsen güzelsin.”
“Alkışlanırsan değerlisin…”
Ve böylece biz, kendi iç aynasını kaybedip dışarıdaki gözlerde kendini arayan bir kalabalığa dönüştük.
Oysa insanı en çok yoran şey, yorulmak değil; kendini sürekli “izlenir/gözlenir” hâlde tutmaktır.
Sürekli güzel görünmek…
Sürekli güçlü görünmek…
Sürekli mutlu görünmek…
Sürekli istenen biri görünmek…
Bu hâl, ruhu yavaş yavaş tüketen görünmez bir esarettir.
Biz unuttuk ki Allah, insanı insanların gözünde büyüsün diye değil; kendi hakk'ikatinde olgunlaşsın diye yarattı.
Kur’an bize “göz”ün hakikatini hatırlatır:
“Şüphesiz kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan sorumludur.” İsrâ/ 36
Demek ki mesele sadece bakmak değil; neye baktığımız, neyi gösterdiğimiz ve kime kendimizi açtığımızdır.
Çünkü her göz, şefkat taşımaz.
Her bakış, dua değildir.
Her merak, masum değildir.
Bazı bakışlar hasettir.
Bazı bakışlar istiladır.
Bazı bakışlar insanın huzurunu bozar.
Bu yüzden eskiler “kem göz” derdi.
Kur’an da der ki:
“Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden…” Felak/ 5
Ve yine şöyle buyurulur:
“Mümin erkeklere söyle, gözlerini sakınsınlar… Mümin kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar…” Nur/ 30-31
Bu ayetler sadece bakmamakla ilgili değildir. Bu ayet; bakışın ahlâkını, görünmenin edebini ve mahremiyetin hukukunu anlatır.
Çünkü her açılan kapıdan rahmet ve hoşluk girmez.
Biz bazen özgürlüğü; her şeyi göstermek, her şeyi anlatmak ve herkesi hayatımıza almak sandık.
Oysa hakk'ikî özgürlük; hayır diyebilmekte, sınır çizebilmekte ve kendini herkese açmamaktadır.
Hayâ, kısıtlanmak değildir.
Hayâ; ruhun örtüsüdür.
Hayâ; kişinin kendini ucuzlatmamasıdır.
Hayâ; insanın değerini bilmesi ve korumasıdır.
Hayâ; herkesin giremediği bir iç bahçeye sahip olmaktır.
Allah, Hz. Meryem’i anlatırken onun korunmuşluğunu vurgular:
“Irzını korumuş olan Meryem…” Tahrîm/ 12
Korunmak yalnız bedensel değildir.
Zihini korumak…
Kalbi korumak…
Enerjiyi korumak…
Hayatı korumak…
Bilinci korumak...
Biz bazen en çok meraklı gözlerden yoruluruz... :
Sürekli soranlardan…
Sürekli izleyenlerden…
Sürekli karışanlardan…
Yusuf kıssasında Yakup Aleyhisselam ne der:
“Rüyanı kardeşlerine anlatma…” Yusuf/ 5
Çünkü her hakk'ikat herkese anlatılmaz.
Her nimet herkese gösterilmez.
Her sır herkese açılmaz.
Bizim de korunması gereken düşlerimiz, dualarımız, planlarımız ve yaralarımız vardır.
Belki de modern insanın en büyük yorgunluğu budur: Mahremiyetini kaybetti.
Herkes birbirinin hayatına bakıyor ama kimse kendi kalbine ve yaşamına bakmıyor.
Herkes görünmek istiyor ama kimse gerçekten görülmek, anlamak ve bilmek istemiyor. Çünkü gerçekten görülmek; maskesiz kalmaktır.
Biz şimdi kendimize soralım:
Neden sürekli beğenilmek istiyoruz?
Neden herkes bilsin istiyoruz?
Neden herkes görsün istiyoruz?
Neden Allah’ın nazarı bize yetmiyor?
Belki şifa tam da burada başlar…
İnsanların alkışından çıkıp Rabbin rızasına dönünce ve O'nunla hemhâl olunca…
İnsanların gözünden çıkıp Allah’ın muhafazasına girince…
İnsanların sevgisini kovalamayı bırakıp öz'de sevilmeye layık olduğunu hatırlayınca…
Çünkü gerçek değer, gösterdiklerinde değil; sakladığın öz'ünde ki cevherde ve edeptedir.
Gerçek güç, bağırdığında değil; sustuğunda ve sakinliğinde saklıdır.
Gerçek öz'gür'lük, sınırlarını koruyabildiğinde ve öz'ge olabildiğinde başlar.
Hatırla:
Sen herkes görsün diye yaratılmadın.
Sen Hakk’ın nazarında olgunlaş diye yaratıldın…
Ve bazen en büyük korunma, görünmez ve vasat kalabilmeyi bilmektir… Hatırla.
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
...
..
.
Yorumlar
Kalan Karakter: