"Ehline düş'meyen sevda ne acı... Nereden bilsin altının değerini hurdacı?" demiş büyük yarenler, arifler...
İns'an gerçekten tuhaf bir varlık...
Bazen hayy'at, iki güzel ruhu aynı y'ol'da buluşturur. Uyum vardır, denge vardır, muhabbet vardır ve güven vardır... Biri diğerini görür, duyar, anlamaya çalışır. Merak eder, kıymet verir, kaygılanır, emek olur, dua olur... Fakat ne gariptir ki tam da o ânda ins'anın g'özü, önündeki nimeti g'örmek yerine, hep başka ufuklara çevrilir.
Kimisinin akılı geçmişin gölgelerinde takılı kalmıştır. Kimisinin g'özü, henüz gelmemiş bir geleceğin hayy'âlini kovalar. Kimisi sevmek yerine hükm'etmeyi seçer; yönetmeyi, baskılamayı, değiştirmeyi hatta zorbalamayı ister. Kimisi yalnızca kendi nefisinin etrafında döner durur; karşısındaki gönülü değil, kendi arzularını doyurmaya çalışır.
Ve bütün bunlar olurken...
Akışın içinde duran iyilikler ve güzellikler sessizce geçip gider...
Sevgi geçip gider.
Güven geçip gider.
Muhabbet geçip gider.
Fedakârlık geçip gider.
Sadakat geçip gider.
Bir ins'anın sana uzattığı samimi el, seni gerçekten görmek isteyen g'öz, seni incitmemek için titreyen yürek... Çoğu zaman fark edilmeden, kıymeti bilinmeden geçip gider...
Çünkü ins'an, elindekine ve yanındakine alışır; ulaşamadığını ise g'özünde büyütür.
Kendisine değer vereni sıradanlaştırır, peşinden koşturanı ise kıymetli ve değerli zann'eder.
Kendisini seveni yönetmeye kalkar; kendisini sevmeyenlerin peşinde ise ömrünü tüketir.
Kendisine güven duyanı küçümser; güven vermeyenlerin sözüyle hayy'atını şekillendirir.
İşte ins'anın en büyük yanılgısı da budur.
Kıymeti, kaybedince anlaması...
Sevgiyi, bitince fark etmesi...
Güveni, şüphelerden sonra bilmesi...
Vefayı, yalnız kalınca araması...
Oysa hakk'ikat çok sessizdir.
Hakk'ikî sevgi bağırmaz.
Hakk'ikî dostluk gösteriş yapmaz.
Hakk'ikî emek reklam istemez.
Onlar sadece vardır... Fakat görebilen g'öz, duyabilen gönül ister.
Sonra ins'an dönüp gökyüzüne bakar ve "Neden başıma bunlar geldi? Neden ben?!" diye sorar.
Oysa çoğu zaman cevabı dışarıda ve uzaklarda hiç değildir.
Çünkü ins'anın en büyük zulümünü çoğu zaman başka ins'anlar değil, "kendi nefisi" yapar.
Kendi elleriyle iter güzelliği.
Kendi korkularıyla boğar sevgiyi.
Kendi kibriyle yıkar huzuru.
Kendi hırsıyla tüketir bereketi.
Sonra da kaderi suçlar...
İns'anları suçlar...
Hatta bazen Yaradan'ı bile...
Oysa Yaradan defalarca önüne rahmet kapıları açmıştır; sen ise onları geçmişin pişmanlıklarıyla, geleceğin hayy'âlleriyle ve nefisinin bitmeyen istekleriyle görmezden gelmişsindir.
Ahhh ins'an...
Sana en büyük cezayı çoğu zaman ne düşmanın verir ne de kader.
İns'an, kendi hakk'ikatinden uzaklaştığı her adımda, cezasını yine kendi içinde yaşamaya başlar.
Çünkü cennet de önce ins'anın yüreğinde filizlenir, cehennem de...
Ve ins'an, kendi elleriyle ektiği tohumların meyvesini toplamadan bu dünyadan göçmez.
Hatırla...
Belki de gerçek ol'gunluk; seni gerçekten seveni g'örebilmek, sana uzanan eli tutabilmek, önündeki nimeti fark edebilmek ve altını, hurdadan ayırabilecek bir gönül gözüne ve akl'eden kalbe sahip olabilmektir.
Çünkü ehline düşmeyen sevda yalnızca âşığı incitmez...
Kıymeti bilinemeyen her gönül, ins'anlığın kaybettiği en büyük hazinelerden biri olur.
Hatırla...
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
...
..
.
Yorumlar
Kalan Karakter: