Hatırlıyor musun, yoksa sadece bilgi mi biriktiriyorsun?...
Garip değil mi?
İnsan bütün ömrünü öğrenmekle geçiriyor ama hakk'ikatte en büyük mesele öğrenmek değil, hatırlamak olabilir.
Belki de ruhun en derin yarası bilgisizlik değil, unutkanlıktır, hiç düşündük mü?... Oysa ki uyuşarak unutmaya değil, diri kalarak HATIRLAMAYA ihtiyacımız var!...
Çünkü Kur'an'ın dili dikkatle incelendiğinde karşımıza sürekli aynı çağrı çıkar:
ZİKİR.
Yani hatırlamak.
Yani hatırda tutmak.
Yani bilinçte canlı tutmak.
Yani öz'üne dönmek.
Peki neyi hatırlayacağız?
Yeni bir bilgi mi?
Hayır.
Belki de zaten bildiğimiz ama üzerini örttüğümüz şeyi... Öz'ün hakk'ikatini...
"Rabbin, Âdemoğullarının zürriyetlerini sırtlarından çıkarıp onları kendilerine şahit tutmuştu: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? demişti. Onlar da: Evet, şahidiz, demişlerdi." A'râf, 172
Bu ayet çok derin bir sır fısıldar:
Ruh, Rabbini tanımadan yaratılmadı.
Önce şahit oldu.
Sonra dünyaya geldi.
Demek ki hakk'ikat sonradan öğrenilecek bir şey değil.
Hatırlanacak bir şeydir.
Belki de bu yüzden Kur'an kendisine çoğu yerde "bilgi kitabı" değil, "ZİKİR" der.
Yani HATIRLATICI.
Çünkü vahiy yeni bir şey öğretmekten çok, unutulanı uyandırır.
Tohumun ağaca dönüşmesi gibi...
Ağaç tohuma dışarıdan yüklenmez.
Zaten içinde saklıdır.
Peki insan nasıl hatırlar?
İşte asıl soru budur.
Çünkü hatırlamak sadece zihinsel bir faaliyet değildir.
Hatırlamanın katmanları vardır.
1- Kalp hatırlar
Bir ayet okursun.
Daha önce yüzlerce kez okumuşsundur.
Ama bir gün gelir.
Bir kelime içine düşer.
Ve ağlarsın.
Bilgi değişmemiştir.
Sen değişmişsindir.
Kalp hatırlamıştır.
2- Ruh hatırlar
Bazı insanlarla karşılaşırsın.
Sanki yıllardır tanıyormuş gibi hissedersin.
Bazı mekanlara gidersin.
Sanki daha önce oradaymışsın gibi gelir.
Bazı hakk'ikatler duyarsın.
İçinden bir ses:
"Ben bunu biliyordum."
der.
Ruh bazen bilgiyi değil, aşinalığı hatırlar.
3- Vicdan hatırlar
Kötülük yaptığında içinde bir rahatsızlık oluşur.
Kimse görmese bile...
Çünkü vicdan sana dışarıdan ahlak öğretmez.
Öz'ündeki hakk'ikati hatırlatır.
Peki unutmanın sebebi ne?
"Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın." Haşr, 19
Ne kadar ilginç...
Allah'ı unutmanın sonucu cehennemden önce ne olarak anlatılıyor?
Kendini unutmak.
Demek ki insanın en büyük kaybı servetini, eşini, işini veya makamını kaybetmesi değil...
Kendisini unutmasıdır.
Peki hatırlamanın yolları nelerdir?
Sessizlik.
Tefekkür.
Derinleşme.
Zikir.
Samimi dua.
Doğaya bakmak.
Ayetlere bakmak.
Kendi içine bakmak.
Acının içinden geçmek.
Sevmek.
Kaybetmek.
Affetmek.
Teslim olmak.
Bazen bir çiçek...
Bazen bir çocuk gülüşü...
Bazen bir secde...
Bazen bir gözyaşı...
İnsana unuttuğunu hatırlatabilir.
Çünkü Allah sadece kitaplarla konuşmaz.
Çoğunlukla hayatın kendisini bir ayete dönüştürür.
Peki Levh-i Mahfuz nedir?
Belki de birçok kişinin düşündüğü gibi gökyüzünde duran gizemli bir arşivden daha fazlasıdır.
"Hayır! O şerefli bir Kur'an'dır. Korunmuş bir levhadadır." Burûc, 21-22
Belki de korunmuş olan sadece yazılar değil...
Hakk'ikatin, öz'bilgi'nin kendisidir.
Ve insanın özü de o hakk'ikatten bir iz taşır.
Bu yüzden bazı insanlar bütün ömürlerini dışarıdaki kitapları okuyarak geçirir ama kendilerini okuyamazlar.
Oysa en zor kitap insanın kendisidir.
Ve belki de en büyük ilim:
Kendi kitabını okumaktır.
Belki de mesele yeni bir insan olmak değildir.
Belki mesele;
Bir zamanlar bildiğin,
Bir zamanlar şahit olduğun,
Bir zamanlar kalbinde apaçık duran hakk'ikati yeniden hatırlamaktır.
Çünkü yolun sonunda sana sorulacak soru belki de:
"Ne öğrendin?"
olmayacak.
Belki şöyle olacak:
"Sana gösterilen hakk'ikatten ne kadarını hatırladın?"
Ve belki bütün varoluşun özeti tek bir kelimede saklıdır:
Hatırla...
Çünkü insan unuttuğu için düşer.
Hatırladığı ölçüde yükselir.
Hatırladığı ölçüde birleşir.
Hatırladığı ölçüde tevhidi yaşar.
Hatırladığı ölçüde kendine, âleme ve Rabbine yeniden kavuşur.
Hatırla...
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
...
..
.
Yorumlar
Kalan Karakter: