İçinde yaşadığımız dünya, yalnızca maddesel bir yaşam alanı değildir. Dünya, ruhların tekâmül ettiği, bilinçlerin olgunlaştığı, varlığın kendini tanıma yolculuğunda deneyim kazandığı büyük bir eğitim sahasıdır. Buraya gelişimiz tesadüf değil, bir hikmetin, bir planın ve ilâhî bir nizamın parçasıdır.
Her ruh, bu âleme bir çağrı ile gelir.
Kimi öğrenmek için…
Kimi öğretmek için…
Kimi tamamlamak için…
Kimi de hatırlamak için…
Fakat çağlar içinde insan, çoğu zaman aracıyı amaç sanmıştır. Araç olan dünya, amaç hâline gelmiş; geçici olan kalıcı zannedilmiş; gölge, hakk'ikatin önüne geçmiştir.
Bugün insanlığın yaşadığı en büyük kriz de tam burada başlamaktadır.
İnsanlık bilgi çağında ama hakk'ikat kıtlığında…
Bağlantı çağında ama kalpsel kopukluk içinde…
Haz çağında ama hû'zurdan uzak…
Kalabalıkların ortasında ama ruhen yalnız…
Bu bir tesadüf değildir.
Çünkü devre sonlarında sistem hızlanır.
Gizlenen açığa çıkar.
Bastırılan görünür olur.
Ertelenen yüzleşmeler kapıya dayanır.
İşte bugün dünya olarak tam da böyle bir eşiğin içindeyiz.
Savaşlar, krizler, yozlaşmalar, ahlakî çözülmeler, bağımlılıklar, aile yapısındaki kırılmalar, gençliğin kimlik bunalımı, teknolojinin insanı kendi öz'ünden uzaklaştırması…
Bütün bunlar yalnızca toplumsal sorunlar değildir.
Bunlar aynı zamanda ruhsal semptomlardır.
Çünkü dışarıda görünen her kaos, içerideki öpüşün da bir yansımasıdır.
İns'an öz'ünden uzaklaştığında önce vicdanını kaybeder.
Vicdan zayıfladığında ölçü kaybolur.
Ölçü kaybolduğunda nefs merkez olur.
Nefs merkez olduğunda ise kişi artık hakk'ikati değil, işine geleni yaşamaya başlar.
İşte modern dünyanın en büyük hastalığı budur:
Benlik şişkinliği…
Gösteriş tutkusu…
Onay bağımlılığı…
Görünür olma açlığı…
İns'an artık “olmak” yerine “görünmek” için yaşıyor.
Oysa ruh görüntüyle beslenmez.
Ruh; hakk'ikat, samimiyet ve teslimiyet ile beslenir.
Hakk'ikî yükseliş, dışarı doğru büyümek değil, içeri doğru derinleşmektir.
İns'an bu dünyaya sadece para kazanmak, tüketmek, ün sahibi olmak veya başkalarından takdir toplamak için gelmedi.
İns'an bu dünyaya kendini bilmek, hatırlamak ve gelişmek için geldi.
Çünkü kendini bilen, öz'ündeki emaneti fark eder.
Öz'ündeki emaneti fark eden, Rabbini tanımaya başlar.
Rabbini tanıyan ise artık korkuyla değil, teslimiyetle yaşamayı öğrenir.
Teslimiyet…
Çoğu insan bu kelimeyi yanlış anlıyor.
Teslimiyet vazgeçmek değildir.
Teslimiyet güçsüzlük değildir.
Teslimiyet pasiflik değildir.
Teslimiyet, ilâhî akla güvenebilmektir ve bir olduğu bilincini taşımaktır.
Her şeyin ardında bir hikmet olduğunu görebilmektir.
Kapı kapanıyorsa başka bir kapının hazırlanmakta olduğunu bilmektir.
Gecikmenin bazen korunma olduğunu anlayabilmektir.
Kaybın bazen arınma olduğunu görebilmektir.
Acının çoğunlukla doğum sancısı olduğunu idrak edebilmektir.
Çünkü Yaratan bazen kulunu vererek büyütür, bazen alarak olgunlaştırır.
Bugün devre sonunun en büyük çağrısı şudur:
Uyan.
Hatırla.
Öz'üne dön.
Kalbine dön.
Rabbine dön.
Dışarıda aradığın hakk'ikat, içeride seni bekliyor.
Aradığın kapı aslında bir dış kapı değil.
Çıkış kapısı bilinçtedir.
Kalptedir.
Ruhsal frekanstadır.
Bu nedenle devre sonunda dünyanın çıkış kapılarından herkes geçemez.
Ego geçmez.
Mal geçmez.
Ünvan geçmez.
Maske geçmez.
Sadece arınmış bilinç geçer.
Sadece olgunlaşmış ruh geçer.
Sadece teslim olmuş kalp geçer.
Bu yüzden artık insanlığın ihtiyacı daha fazla veri değil; daha fazla hikmet ve bilinçtir.
Daha fazla hız değil; daha fazla sükûnettir.
Daha fazla kontrol değil; daha fazla güven ve teslimiyettir.
Hakk'ikat yolcusu bilir ki sonunda her y'ol tek bir merkeze çıkar.
Başlangıç da O’dur.
Son da O’dur.
Nefes de O’ndandır.
Dönüş de O’nadır.
Bizler özümüzde O’na aitiz.
Ve bütün yolculuk, ayrılık sanrısından birlik hakikatine uyanma yolculuğudur.
Hatırla…
Bu çağ korkanların değil, arınanların çağıdır.
Bu çağ kaçanların değil, yüzleşenlerin çağıdır.
Bu çağ uyuyanların değil, hatırlayanların çağıdır.
Ve belki de şimdi insanlığa en çok gereken dua şudur:
Allah’ım, bize eşyanın hakk'ikatini göster. Bize nefsimizin oyunlarını fark ettir. Kalplerimizi arındır. Bizi Sana yürüyenlerden eyle. Dışın parıltısına değil, öz'ün nuruna talip olanlardan eyle.
Çünkü devre sonunda anlaşılacak en büyük hakk'ikat şudur:
Kurtuluş bilgi biriktirmekte değil, bilinci ilâhî hakk'ikate teslim edebilmektedir.
Yolumuz Sevgi…
Işığımız Bilgi…
Menzilimiz Hakk'ikat…
Varışımız ise O, Hû…
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
...
..
.
Yorumlar
Kalan Karakter: