"Ey iman edenler! 'Râinâ' demeyin, 'Unzurnâ' deyin ve dinleyin..." Bakara/ 104.
Kur'an'da geçen ayetler sadece indiği döneme değil, insanlığın bütün geleceğine hitap eder. Bakara Suresi'nin bu ayeti de onlardan biridir. İlk bakışta sıradan bir kelime düzeltmesi gibi görünür. Fakat biraz derinleşildiğinde, insanlık tarihinin en büyük kırılmalarından birine işaret ettiği görülür...
Çünkü insanın önünde her zaman iki seçenek vardır:
Ya hakk'ikati öğrenmek ister...
Ya da yönetilmeyi.
Ya bilinçlenmek ister...
Ya da güdülmeyi.
Ya sorumluluk alan takvalı insan olur...
Ya da sorumluluğu başkalarına yıkan.
Alemlerin Rabbi iman edenlere seslenirken dikkat çekici bir uyarıda bulunur: "Râinâ demeyin."
Yani;
"Bizi güt."
"Bizim yerimize Sen düşün."
"Bize ne yapacağımızı Sen söyle."
"Bizim yerimize Sen karar ver." demeyin.
Bunun yerine:
"Unzurnâ deyin."
Yani;
"Bize bak."
"Bizi gözet."
"Bize öğret."
"Bize hatırlat."
"Bize zaman tanı."
"Bizi farkındalığa ulaştır."
"Bizi bilinçlendir ve uyandır." deyin.
Çünkü Allah'ın muradı "güdülen kullar" değil, "bilinçle yürüyen takvalı" insanlardır.
Bugün ise insanlık tam da bu ayetin işaret ettiği büyük imtihanın ortasında bulunuyor.
Tarih boyunca hiçbir nesil bugünkü kadar konfora sahip olmadı...:
Bir düğmeye basıyoruz.
Kapımıza yemek geliyor.
Bir ekrana dokunuyoruz.
Dünyanın öbür ucuyla konuşuyoruz.
Bir komut veriyoruz.
Yapay zekâ bizim yerimize araştırıyor.
Bizim yerimize yazıyor.
Bizim yerimize düşünüyor.
Bir tık'la her şeyi holografik olarak görüyor, algılıyor ve yaşıyoruz...
Bir düğmeye basarak frekanslarımız ölçülüyor ve çakralarımız ayarlanıyor...
Ve şimdi bazı insanlar bütün bunları da yeterli görmüyor...
Artık cihazları dışarıda taşımak yerine bedenlerine taşımaya hazırlanıyorlar...:
Daha hızlı olmak için.
Daha az düşünmek için.
Daha kolay yaşamak için.
Daha az çaba harcamak için.
Veee işte tehlike tam burada başlıyor.
Çünkü insanı köleleştiren şey demir zincirler değildir.
Düşünme zahmetinden vazgeçmesidir.
Bir toplum düşünmeyi bıraktığında artık yönetilmez.
Programlanır.
Bir insan sorgulamayı bıraktığında artık kandırılmaz.
Yönlendirilir.
Bir insan hakk'ikati aramayı bıraktığında artık yanlışın farkına bile varamaz.
Yönetilir.
Çünkü kölelik bazen kırbaçla gelmez.
Konforla ve rahatlıkla gelir.
Bugün insanlığın önündeki en büyük soru şudur:
Kolaylaşan hayatımızın karşılığında biz neyi kaybediyoruz?...:
Kaslarımızı makinelere bıraktık.
Hafızamızı telefonlara bıraktık.
Yön bulma yeteneğimizi navigasyonlara bıraktık.
Muhakememizi algoritmalara bırakıyoruz.
Sorgulama ve düşünme melekemizi yapay zekaya verdik ve dahası ona teslim olduk!!!...
Her geçen gün daha fazla güdümlü, kontrol edilebilen ve güdülen insanlar topluluğu hâline geliyoruz...
Peki sırada ne var?!...
Kur'an bu yüzden sürekli aynı soruyu soruyor:
"Düşünmez misiniz?"
"Akletmez misiniz?"
"Tefekkür etmez misiniz?"
Çünkü Allah'ın insana verdiği en büyük ve değerli emanetlerden biri akıldır.
Bir diğeri ise kalptir.
Buradaki kalp sadece bir et parçası değildir. Hakk'ikati tartan merkezdir.
Vicdanın evidir. İdrakin makamıdır.
İnsan akl'eden kalbini kullanmayı bıraktığında teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insan yükselemez.
Sadece hızlanır. Oysa ki hız başka şeydir. Yükseliş ve genişleme başka şeydir. Bir tren de çok hızlı gider.
Ama nereye gittiğini bilmez.
Bugün birçok insanın alkışladığı şeylerin önemli bir kısımı ilerleme ve gelişme değil, sadece hızlanmadır.
Oysa hızlanan her şey gelişmiş olmaz.
Kanser hücreleri de çok hızlı çoğalır.
Bu yüzden mesele TEKNOLOJİ DEĞİLDİR!...
Mesele İNSANIN TEKNOLOJİ KARŞISINDAKİ ŞUURUDUR.
Mesele araç değildir. Mesele aracın efendi olup olmadığıdır. Çünkü insanlığın en büyük tehlikesi bedenlere, kafaya, parmaklara takılan çipler değil... Asıl kalplere takılan görünmez çiplerdir...:
Moda diye düşünmeden her şeyi kabul etmek...
Çoğunluk yapıyor diye sürü gibi peşinden gitmek...
Nefise hoş geliyor diye sorgulamayı tamamen bırakmak...
Konfor uğruna özgürlüğüne ve özgeliğinden vazgeçmek... Daha niceleri!!!
İşte gerçek GÜDÜLME/ RAİNA budur.
İşte olan teslimiyet budur.
İşte gerçek bağımlılık budur.
Bakara 104 bugün hâlâ insanlığa aynı çağrıyı yapıyor:
"Beni yönetin" deme.
"Beni bilinçlendirin" de.
"Ben düşünmeyeyim" deme.
"Bana düşünmeyi öğret" de.
"Ben sorgulamayayım" deme.
"Bana hakk'ikati göstermeye yardımcı ol" de.
Çünkü öz'gür'lük istediğini yapmak değildir.
Öz'gür'lük neden yaptığını bilmektir.
Ve insanı insan yapan şey sahip olduğu teknoloji değil...
Sahip olduğu BİLİNÇTİR.
Hatırla...
Allah sana bir makine olman için değil, hakk'ikate şahit olman için ruh üfledi...
"Şüphesiz ki sen muhteşem bir ahlâk üzeresin..." Kalem/ 6. Hatırla ve ruhunu dinle...
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
...
..
.
Yorumlar
Kalan Karakter: