Bazı özlemler bu dünyaya ait değildir.
Ne bir insana, ne bir şehre, ne de geçmişte kalan bir zamana… İçinde ansızın beliren o tarifsiz sızı, çoğu zaman ruhun kendi menşeine duyduğu çağrıdır. Çünkü insan sadece beden olarak yeryüzüne ait değildir; özünde daha derin bir emaneti taşır.
Kur’an bunu bir hatırlayışla işaret eder:
“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dediklerinde, ruhlar “Evet, şahidiz” demişti. A'râf Suresi/ 172'de.
Belki de bu yüzden bazı şeyler bize yabancı gelir. Kalabalıkların içinde bile içimizde bir gurbet duygusu dolaşır. Herkes bulunduğu yere alışırken, bazı kalpler hep bir “dönüş” arar. Çünkü ruh, söz verdiği kaynağı unutmamıştır; sadece dünya sesi onu bastırmıştır.
Celaleddin Rumi bunu şöyle fısıldar:
“Sen bir damla değilsin. Bir damlada saklı koca bir okyanussun.”
İnsan bazen eksik olduğunu düşünür. Oysa eksik olan kendisi değil; özüne olan bağlantısıdır. Dünya, görevlerle, rollerle, kırgınlıklarla ruhun üstünü örter. Nefisin tozu, görüşü bulanıklaştırır. Fakat örtülen ışık sönmez. Sadece sabırla yeniden görünmeyi bekler.
Bir de şunu hatırla:
Sen yalnızca etten, kemikten ve görünen bedenden ibaret değilsin. Asıl yapın enerjidir. Bu beden ise ruhun geçici olarak giydiği bir elbisedir. Özünde taşıdığın hakikat, gözle görülmeyen ama her an yaşayan enerji bedenindir. Yuva dediğin yer de işte bu enerjinin kaynağıdır. İnsan oradan kopup gelmiş değildir; sadece kopmuş gibi hisseder. Çünkü bu dünyaya gelirken unutur. Perde iner, isimler değişir, roller başlar. Ama öz değişmez. İçindeki o derin arayış, aslında yeni bir şeyi bulmak için değil; hep sende olanı yeniden tanımak içindir. Bütün çaban, bütün sorgun, bütün ruhsal yürüyüşün bir hatırlayıştır. Kim olduğunu, neden burada bulunduğunu ve hangi kaynağın nefesi olduğunu hatırladığında, aslında çoktan yuvana dönmüş olursun. Çünkü yuva, gidilecek bir yer değil; uyanılacak bir bilinçtir. Ve insan, kaynağına yürürken değil, onu içinde fark ettiğinde eve varır.
“Dikkat edin, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” der Rabbimiz Ra'd Suresi 28’de.
Bu huzur, dışarıdan gelen bir rahatlık değildir. Bu, ruhun kendi ana frekansına dönmesidir. Yani hatırlaması. Kim olduğunu değil sadece kime ait olduğunu da. Çünkü insan kendini unuttuğunda savrulur, dağılır ve parçalanır; Rabbini hatırladığında ise toplanır, bütünlenir ve birlenir.
“Aradığın şey de seni arıyor.”
Belki sen yıllardır bir cevap aradığını sanıyorsun. Belki huzuru, sevgiyi, aidiyeti, anlamı… Ama içindeki arayış çoğu zaman bir şeyi bulmak için değil, zaten senden hiç ayrılmamış olanı fark etmek ve hatırlamak içindir.
Ve belki bütün yolculuk bunun içindir:
Dünyada yaşayarak dünyaya ait olmadığını öğrenmek.
Kalabalıkların arasında kendi sessizliğini bulmak.
Herkesin içinde biricik olduğunu hissetmek ve yaşamak.
Ve sonunda, içindeki o ilk çağrıyı yeniden duymak:
Dön. Çünkü asıl evin burada değil.
Hatırla, zira burası yuvan değil.
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
...
..
.
Yorumlar
Kalan Karakter: