Hiç düşündün mü…
Seni en çok öfkelendiren şey neden hep en yakınlarından gelir?
Neden bir yabancının sözü bu kadar canını yakmaz da, eşinin bir cümlesi, annenin bir bakışı, babanın bir yüksek ses tonu, çocuğunun bir tavrı, kardeşinin bir hâli içinin en derin yerlerine dokunur?
Tesadüf mü gerçekten?
Yoksa Yaratan, en yakın aynaları özellikle yanı başına mı yerleştirdi?
Ne dersin?...
Birini “fazla bencil” buluyorsan…
Acaba sen kendine vermen gereken değeri mi esirgiyorsun?
Birini “fazla kontrolcü” buluyorsan…
Acaba sen hayatın akışına teslim olmayı mı öğreniyorsun?
Birini “duyarsız, umursamaz, soğuk” buluyorsan…
Acaba kendi duygularını yıllardır görmemeyi ve duymamayı mı seçtin?
Ne ilginç değil mi…?!
En çok suçladığımız yer, bazen kendimizde en çok görmemiz gereken yerdir.
Peki ya sana rahatsızlık veren şey, karşındakinin kusuru değil de…
Senin henüz tanımadığın ve bilmediğin bir parçansa?
İns'an çoğu zaman aynaya kızar.
Oysa görüntü aynanın değildir.
Ayna sadece gösterir.
Yansıtıcıdır...
Eşin gösterir.
Annen gösterir.
Baban gösterir.
Çocuğun gösterir.
Dostun gösterir.
Hayat gösterir.
Ta ki sen görene kadar...
Çünkü ilahî sistem rastgele çalışmaz.
Yaratıcı, hiçbir karşılaşmayı hikmetsiz yaratmaz.
Karşına çıkan her ins'an…
Bir öğretmen olabilir.
Bir sınav olabilir.
Bir kapı olabilir.
Bir şifre olabilir.
Belki de sormamız gereken şu değildir:
“Bu ins'an bana neden böyle davranıyor?”
Belki asıl soru şudur:
“Bu karşılaşma bende neyi görünür kılıyor?”
İşte idrak burada başlar.
Şikâyet azalır.
Suçlama azalır.
Direnç azalır.
Görüş artar.
Fark ediş artar.
Hikmet artar.
Sonra ins'an yavaş yavaş şu hakk'ikate yaklaşır:
Bu hayy'atta olan hiçbir şey yalnızca “ol'muş ol'mak” için ol'muyor. İyi idrak et...
Her şey bir çağrı.
Her şey bir davet.
Her şey bir dönüş kapısı.
Peki teslimiyet nedir?
Teslimiyet, pasif kalmak değildir.
Acıya boyun eğmek değildir.
Hakk'sızlığı kutsamak değildir.
Teslimiyet…
Ol'anın içinde bile bir hikmet ol'duğuna güvenebilmektir.
“Ol'acak ol'an ol'ur.” demek kadercilik değildir.
“Ol'acak ol'anın içinde bile bir hayır saklıdır.” diyebilmektir.
İşte ins'an buraya geldiğinde kalbi yumuşar.
Neden mi?
Çünkü artık savaşmayı ve direnmeye bıraktığı yerlerde görmeye başlar...
Kontrol etmeyi bıraktığı yerlerde anlamaya başlar. Direnmeyi bıraktığı yerlerde duymaya ve fark etmeye başlar.
Ve bir gün…
Karşındaki ins'anı değiştirmeye çalışırken aslında kendinden ne kadar uzak düştüğünü de fark edersin.
Sonra yön değişir.
Dışarıdan içeriye, kendime…
Başkalarından öz'üme…
Öz'ümden Rabbime…
O'na...
İşte en büyük yolculuk budur.
Kendine yaklaşmak.
Öz'üne yaklaşmak.
Öz'ünden Yaratan'ına yaklaşmak.
Çünkü ins'an kendini gerçekten tanımadan Rabbini hakkıyla idrak edemez.
Peki ya herkes sana ayna olmaya devam etse ama sen artık alınmasan?
Ya her olaydan incinmek yerine hikmet toplasan?
Ya her kırgınlık bir fark edişe dönüşse?
Ya her tetiklenme bir uyanış olsa?...
Nasıl bir hayat olurdu?
Daha hafif…
Daha berrak…
Daha gerçek…
Daha hakk'ikî...
Belki de huzur, hayatın kusursuz olması değildir.
Hayatın içindeki ilahî kusursuzluğu görebilmektir.
Hatırla…
Sana dokunan her şey seni küçültmek için gelmedi.
Bazı şeyler seni uyandırmak için gelir.
Bazı ins'anlar sevmeyi öğretir.
Bazıları sınır koymayı.
Bazıları teslimiyeti.
Bazıları sabrı.
Ama hepsi bir şey öğretir.
O halde belki bugün etrafımızdaki ins'anlara başka bir yerden bakabiliriz.
“Bana ne yaptılar?” yerine…
“Bana ne gösterdiler?” diye sorabiliriz.
"Neden böyle yaptılar?" yerine...
"Ben bunu nasıl anlamalıyım?" demeliyiz...
Kim bilir…
Belki de aradığımız kapı hep oradaydı.
Dışarıda değil.
İçeride.
Ve belki de en büyük hediye, aynaları kırmak değil…
Aynalarda kendini görebilecek cesareti ve bilinci kazanmaktır.
İşte o zaman…
İns'an, kendine kavuşur.
Kendine kavuşan da Rabbine giden yolu daha açık görür.
Çünkü hakk'ikatte…
Öz'üne yürüyen, O’na yürür.
Ve O’na yürüyen için yollar…
Daima ferahlar.
Daima açılır.
Daima nurla dolmaya başlar.
Şimdi kendine sor…
Bugün seni en çok zorlayan kişi…
Acaba gerçekten düşmanın mı?
Yoksa ruhunun sessiz öğretmeni, rehberi mi?
Belki de cevap…
Hayy'atını değiştirecek kapının tam eşiğinde bekliyordur. Ne dersin?!...
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
...
..
.
Yorumlar
Kalan Karakter: