Sessizlik çoğu zaman sadece konuşmamak değildir; insanın içindeki dağınıklığı toparlaması, nefisin aceleciliğini dizginlemesi ve kalbin duyacağı sesi açmasıdır. En gürültülü çağlarda bile hakk'ikate yaklaşanlar, çoğu zaman önce sükûtu öğrenmiştir.
Sessizlik bazen geri çekilmek değil, hakk'ikati öne çıkarmak ve korumaktır.
Herkes konuşmanın güç olduğunu sanır. Oysa çoğu zaman güç olanı, susabilmektedir. Çünkü dil acelecidir; kalp ise olgunlaşmak ister. İnsan her düşündüğünü söylediğinde bilgeliğini değil, çoğu zaman içindeki dağınıklığı ve karmaşayı ortaya koyar. Bazı sözler şifa olur, bazı sözler ise kalpte yıllarca kapanmayan yaralar açar. Bu yüzden her hakk'ikat her vakitte söylenmez; her bildiğin de her kulağa emanet edilmez.
Sessiz kalman gereken önemli zamanlar vardır:
• Biri sana yeni bir şey öğretirken.. Çünkü dolu bardak yeni su alamaz.
• Çözüm üretemeyeceksen... Çünkü eleştiri kolay, emek ve yapıcı olmak ise zordur.
• Sözlerin başkasının kalbini karartacaksa... Çünkü dedikodu dilden değil, gönülden kir çıkarır ve yıkıcıdır. Sükût et.
• Bir ânın huzurunu bozacaksa... Çünkü bazı ânlar konuşulmaz, sadece yaşanır. Fark et.
• Kalbin kırılmış... Çünkü yaralı kalp, acele verdiği kararlarla kendini daha çok incitir. Üzme...
• Öfkeliyken... Çünkü öfke konuşmaz, saldırır. O halde sus.
• Bilmediğin konuda... Çünkü cehaletin en tehlikelisi, bilgisizliğin ses bulmuş hâlidir. Ahkâm kesme.
• Başkasının ayıbını gördüğünde... Çünkü örtmek, bazen düzeltmekten daha büyük erdem ve merhamettir. Kör olmayı seç.
• Dua ederken... Çünkü bazı cevaplar sözle değil, içte gelen sezgiyle iner. Hisset.
• Kendini anlatmak için çırpınırken... Çünkü seni gerçekten anlayacak olan, açıklamadan da hisseder. Bırak ve çekil.
Kur’an bunu sade ama çok derin bir ölçüyle söyler:
“İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında onu gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” Kaf /18
Bu ayet, dilin sorumluluk taşıdığını hatırlatır. Söz havaya karışmaz; kayıt olur, iz bırakır, kaderlere dokunur ve etherde kayıtlıdır...
“Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ile yürürler. Cahiller onlara sataştığında ‘selâm’ der geçerler.”
Kur'an, Furkan/ 63'de böyle der Âlemlerin Rabbi.
Bu, susmanın zayıflık değil, olgunluk ve erdem olduğunu anlatır. Her çağrıya cevap vermek zorunda değilsin. Her kavgaya dahil olmak da hikmet değildir. Bazı savaşlar sessizlikle biter.
“Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa ya hayır söylesin ya da sussun.” der Muhammed Mustafa as.
Bu ölçü başlı başına bir terbiyedir. Çünkü susmak, bazen kalbin ibadetidir. Dil sustuğunda insan kendini duymaya başlar. Dış dünyanın gürültüsü çekildiğinde içteki gerçek niyetler ve duygular ortaya çıkar.
İrfan ehilinde sükût, sadece susmak değil, iç konuşmaları da azaltmaktır. Çünkü insan sadece başkalarıyla değil, zihinindeki sürekli seslerle de yorulur. Sürekli savunmak, açıklamak, ispatlamak isteyen bir zihin huzuru tanımaz. Oysa hakk'ikat kendini bağırarak ispat etmez; varlığıyla hissettirir.
Bir ağaç nasıl sessiz büyürse, kök nasıl sessiz derinleşirse, insan da sessizlikte olgunlaşır. En derin dönüşümler gürültüyle değil, içteki o görünmeyen sessiz çözülüşlerle olur. Kalbin yaraları da sessizlikte konuşur. Dua da çoğu zaman kelimelerden önce bir susuşla başlar.
Bazen susmak karşıdakine değil, kendine rahmettir. Çünkü herkes seni anlamak için değil, bazen sadece cevap vermek için dinler. Her kapıyı çalmaya, her gönülü ikna etmeye çalışma. Hakk'ikat bazen konuşmaz; sadece bekler ve zamanı gelince görünür.
Sükût, nefisin yangınını söndürür.
Sükût, kalbin sesini duyurur.
Sükût, insanı kendine getirir.
Ve bazen en derin dua, dudak kıpırdamadan edilen duadır.
Çünkü bazı cevaplar, sadece sessiz kalabilenlere iner. Hakk'ikat sükûtun içinde doğar... Hatırla.
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
...
..
.
Yorumlar
Kalan Karakter: