Bazı insanlar vardır; yürürler ama vardıkları bir yer yoktur... Konuşurlar ama sesleri kendi içlerine ulaşmaz... Gülerler ama içlerinde uzun zamandır kimsenin uğramadığı harabeler, yıkıntılar ve uçurumlar vardır.
Onlar kayıp insanlar diyarında yaşayan Kayıp şahıslardır.
Burası bir ülke değildir.
Bir şehir değildir.
Haritalarda da bulunmaz.
Burası insanın kendi öz'üne yabancılaştığı, gurbet kaldığı yerdir.
Hayat bazen insana ağır gelir...:
İhanetler olur.
Kayıplar olur.
Yıkımlar olur.
Beklenmedik acılar gelir.
Güvenilen insanlar gider.
Kurulan hayaller çöker.
Ve insan bir gün dönüp kendine baktığında artık hiç eskisi gibi olmadığını fark eder.
İşte o anlarda insanın iç dünyasında görünmez bir çatlak veya kırık oluşur.
Kimi o çatlağı inkâr eder.
Kimi öfkeyle doldurmaya çalışır.
Kimi sürekli yeni insanlar, yeni şehirler, yeni uğraşlar ve çılgınlıklar arar.
Fakat sorun dışarıda veya diğerlerinde hiç değildir.
Çünkü insan bazen dünyayı değil, kendisini kaybeder, yabancılaşır ve dahi unutur.
Kur'an bu hâli çok derin bir ifadeyle anlatır:
"Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın." Haşr, 19
İnsan kendisini bir günde kaybetmez.
Önce öz'ünden kopar...
Sonra hakk'ikatten uzaklaşır.
Sonra kalbinden uzaklaşır.
Sonra vicdanından uzaklaşır.
Sonra da kendisinden uzaklaşır.
Sonunda kayıp olur!
Ve bir süre sonra neden mutsuz olduğunu, neden huzursuz olduğunu, neden sürekli bir eksiklik hissettiğini de hiç anlayamaz.
Psikolojide buna parçalanmış benlik denir...
İnsan yaşadığı travmaların, kırgınlıkların, suçlulukların ve pişmanlıkların altında ezildikçe iç dünyasında bölünmeler yaşamaya başlar.
Bir yanı geçmişte kalır.
Bir yanı korkuların içinde yaşar.
Bir yanı öfkeyle savaşır.
Bir yanı sürekli kaçmak ister.
Bir yanı pişmanlıklar içinde yanar.
Sonunda işin içinden çıkamaz ve kaçar, kapanır ve kayıp olur...
Bu yüzden birçok insan aslında yaşamaz; sadece savrulur ve arayışın içinde ne yapacağını bilemez.
Kur'an'ın "A'râf" olarak işaret ettiği eşik hâli biraz da böyledir.
Ne bütünüyle karanlığa teslim olmuş ne de bütünüyle aydınlığa yönelmiştir.
Bekler...
Askıdadır.
Kararsızdır.
Amaçsızdır.
Bilinçten uzaktır.
Yoldadır ama yürüyemez.
İşte kayıp insanlar diyarı tam da burasıdır.
Bu diyarda en çok karşılaşılan duygular suçluluk, pişmanlık, değersizlik, güvensizlik, işe yaramazlık, haksızlık ve umutsuzluktur.
Şeytanın en büyük hilesi tam da budur.
İnsana yaptığı hataları tekrar tekrar hatırlatır fakat tevbenin kapısını göstermez, yaşananların tamamen kendi iyiliği ve değişimi için olduğunu düşündürtmez!
Düştüğünü, sürndüğünü söyler fakat ayağa kalkabileceğini ve yeniden başlaması gerektiğini söylemez.
Eksiklerini, hatalarını, günahlarını, yanlışlarını gösterir fakat Rabbi'nin rahmetini ve sevgisini gizler.
Oysa Kur'an'ın seslenişi bambaşkadır:
"De ki: Ey kendilerine karşı aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar." Zümer, 53
Bu ayet, kayıp insanlar diyarında dolaşan herkes için yakılmış ve ışıl ışıl parıldayan bir kandildir, ışıktır...
Çünkü Allah insana düştüğü için değil, düştüğü yerde kalmayı seçtiği ve kaçındığı için sorumluluk yükler.
Kırılmak insanidir.
Yorulmak insanidir.
Yanılmak insanidir.
Kaybolmak bile insanidir.
Fakat insanın hakk'ikati kaybolmak değil, yeniden yönünü bulmak, ayağa kalkmak ve kendini inşa etmektir.
Tohumun toprağa gömülmesi yok oluş değildir. Kelebeğin kozası hapis değildir. Gece de sabahın düşmanı değildir. Ayrılışlar, terk edişler, bırakışlar bir son değil yeni bir başlangıçtır...
Bazı süreçler insanı dağıtmak için değil, yeniden inşa ve imar etmek için gelir. Farkında ol.
Belki de bugün yaşadığın kırılmalar, seni senden çalan ve uzaklaştıran şeyleri fark etmen içindir.
Belki de kaybettiğini sandığın şeyler, aslında taşıyamadığın fazla yüklerdi.
Belki de Rabbin seni cezalandırmıyor, seni asl'ına ve öz'üne yani O'na çağırıyordur.
Çünkü insanın gerçek evi dışarıda değil, kendi öz'ündedir.
Ve öz'üne giden yol, hakk'ikate yönelmekten geçer.
İnsan toparlanmaya başladığında önce kendisiyle barışır.
Sonra geçmişiyle barışır.
Sonra kaderiyle barışır.
Sonra Rabbi'nin hükmüyle barışır.
İşte o zaman parçalar birleşmeye başlar...
Dağılmış olan toplanır.
Bölünmüş olan bütünlenir.
Kayb'olmuş olan yönünü bulur.
Ve insan anlar ki kurtuluş; sürekli yeni yollar aramakta değil, hâlis tevbe ederek hakk'ikate teslim olmaktadır.
Çünkü hakk'ikat insanı birleştirir.
Teslimiyet insanı sakinleştirir.
Tevekkül insanı taşır.
İman insanı ayağa kaldırır.
Kayıp insanlar diyarından çıkışın kapısı da tam burada açılır:
Kendine dönmek,
Kalbine dönmek,
Rabbine dönmek...
O'na bağlanmak...
Çünkü insan ancak Bir'e yöneldiğinde yeniden bir olur. Hatırla ve kendini inşa et...
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
...
..
.
Yorumlar
Kalan Karakter: